Kategoriler
Aile Yapısı

Eşinize olan sevginizi mutlaka hissettirin!

Eşinize olan sevginizi mutlaka hissettirin!
Yoksa siz de “Eşimi çok seviyorum; ama bu sevgimi ona göstermiyorum.” diyen bireylerden misiniz? Şayet durum böyle ise okuyacağınız şeyler bu durumun değişmesine vesile olur.

Bireyin eşini gerçekten sevmesi çok önemli ve güzeldir. Ancak unutulmamalıdır ki; bu sevginin coşkunluğunu artıracak olan, sevginin, sevgi duyulan şahıs ile paylaşılmasıdır. Çünkü; birey sevgisini muhatabına hissettirdikçe, bu sevgi karşı tarafa yansıyacak ve karşı tarafta da daha coşkun bir sevgi oluşturacaktır. Ve bu sevgi alışverişi sürdükçe bireylerin evlilikleri, sevgi yönü ile daha da kuvvetlenecektir. Tabii buradan evlilik için tek önemli unsurun sevgi olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Ben burada sadece evlilikteki sevgi unsurunu ele aldım, yoksa saygı, güven, sadakat gibi birçok temel unsurun da göz ardı edilmemesi gerekir. Peki sevgi nasıl hissettirilir? Hemen belirtelim ki, “ben içimden seviyorum.” sözü kesinlikle eşiniz için tatmin edici değildir. Şayet eşiniz sevginizi fark edemiyorsa, bu sevgiye itimat da edemeyecektir. Sevginizi hissettirebilmenin en güzel yolu öncelikle eşinizi tanımadan geçer. Eşiniz daha ziyade nelerden hoşlanır? Önce bunu belirlemelisiniz. Örneğin, kimi bireyler sevginin kendilerine sözel olarak ifade edilmesini, kimileri birtakım notlarla hissettirilmesini, kimileri davranışların bu konuda esas olduğunu ve kimileri ise hediyelerle sevginin hissettirilmesini isteyebilirler. Siz bu yöntemlerden birini veya kendinizce belirlediğiniz farklı yöntemleri kullanarak sevginizi gösterebilirsiniz. İsterseniz eşinizin istediği şekilde değil de, kendi tarzınızla sevginizi gösterin. Burada önemli olan samimi ve doğal olmanızdır. Yaptığınız bu sevgi iletimi ise, başta eşinizin sevginize güvenmesini ve dolayısıyla size sevgi duyuyor olmaktan daha fazla memnun olmasına neden olacaktır. Bunun dışında evdeki pozitif ortam artacak ve iletişiminize yansıyacaktır. Şayet çocuklarınız varsa, onların da bu sevgi ortamından fazlasıyla istifade edeceklerini unutmayın.

Kategoriler
Sağlıklı Yaşam

Boğaz hastalıkları Bademcikler ne işe yarar

Farinks (boğaz), burun ve ağız boşluğunun arka tarafıdır ve yaklaşık 12 cm uzunluktadır. Yukarıdan aşağı doğru oluk şeklinde uzanır. Arka boğaz duvarı yassı ve dik biçimdedir. Boğaz; ön yukarı kısımda burun boşluklarının arka kısmına, ön ortada ağız boşluğuna, en aşağı kısımda da gırtlak boşluğuna açılır. Burun arkasındaki kısmına nazofarinks (geniz) adı verilir. Ağız boşluğunun arkasındaki kısma (ağzı açınca tam karşıda görülen kısma) ise orofarinks adı verilir. Farinks hava yolunun bir parçasıdır, yutma ve konuşma sırasında önemli fonksiyonları vardır. Boğazın ağız boşluğu ile birleştiği yerde bademcikler bulunur.

Hemen herkes bademciklerin ne olduğunu bilir. Ancak, bademciklerin vücuttaki görevleri konusunda herkesin kesin bilgisi yoktur. Bademcikler ağız içinde boğazımızın her iki yanında bulunan dokulardır ve her insanda iki tanedir. Bunlar vücudun savunma sisteminin bir parçasıdırlar. Özellikle çocukluk çağında burun ve ağız yolu ile vücuda giren bakteriler, virüsler gibi hastalandırıcı maddeleri yakalayıp, onlarla savaşmak görevini antikor denilen bağışıklık maddeleri salgılamak sureti ile yerine getirirler. Bu organlar çocukta, erişkine göre çok daha büyük ve aktiftir. Küçük çocuklarda vücudun genel direnç sistemi yabancı etkenlere karşı tam hazırlıklı olmadığı için bademciklere düşen yük çok fazladır.

Tonsillit – Bademcik iltihabı nedir?

Ağzın içinde, sağ ve solda bulunan bademcikler mikrop ve bakterilerle karşı karşıya kalınca iltihaplanırlar. Türkçede bu organın isminin sonuna eklenen ‘cik’ takısı, bu organın hastalıkları ve ameliyatlarının toplumda küçümsenmesine, basite indirgenmesine yol açmaktadır. Halbuki, bademciklere bağlı olarak gelişen rahatsızlıklar, tüm vücuda yayılabilir; kalp, böbrekler gibi bazı organlarımız için hayati hasarlar oluşturabilir. İltihabın görünümü her zaman aynı olmaz, bazen hafif kızarıklık görülürken bazen bademciklerin üzeri beyaz ve sarı tabaka ile kaplanır. Nokta tarzında iltihaplar görülebilir.

Çok rastlanan bu hastalık, kendi yaptığı hasardan çok, vücudun başka yerlerinde, çeşitli organlarda meydana getirdiği dolaylı bozukluklar (komplikasyonlar) nedeniyle oldukça önemlidir. Anjin (bademcik iltihabı), en çok 5-15 yaş grubunun hastalığı olup, orta yaş ve sonrasında sık rastlanmaz. Sebebi büyük olasılıkla A Grubu Beta hemolitik streptokoklar denilen bakteri türü mikroplardır. Ayrıca virüsler de bu hastalığa yol açabilir.

Bademcik iltihabının belirtileri nelerdir?

Yüksek ateş aniden başlar, ateş 39-40 dereceyi bulur. Nabız 120’yi aşar,

* Kusma, baş ağrısı, halsizlik gibi genel belirtiler, * Yutma sırasında duyulan ve kulak ağrısı ile karışan şiddetli ağrı vardır. Bu ağrı küçük çocuklarda yemek yemeyi reddetme olarak kendini belli eder, *Ağızda kötü koku, *Boyunda bezelerde (lenf bezlerinde) ağrılı şişlikler, *Boğazda kızarıklık, boğaz ağrısı ve yutma güçlüğü, *Bademciklerin üzerinde kirli beyaz renkte noktacıklar olarak sayılabilir. Bu durumda hastalık etkeni büyük ölçüde beta-hemolitik streptokoklardır.

Bademcikler ne zaman ameliyat edilmeli?

Pek çok ülkede çocuklarda uygulanan en sık cerrahi girişim bademcik ameliyatıdır. Oysa bu yapıların çok önemli koruyucu işlevleri vardır. Her bademciği ameliyatla almak gereksizdir. Ancak ameliyat kararı çok iyi bir değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. Tonsillektomi (bademcik ameliyatı), 5 yaşından küçük çocuklarda ameliyatı gerektiren kesin durumlar olmadıkça uygulanmamalıdır.

Bademcikler geçirdikleri sık iltihaplar sonrası artık savunma sisteminin bir parçası olmaktan çıkıp vücudu zayıf hale getiren birer yapı olurlar.

Bademciklerin alınmasını

gerektiren kesin durumlar:

Mikrop üreten konumda oluşları dışında solunumu ve yutmayı engelleyecek denli büyük bademcikler alınmalıdır, kendi iltihapları sonucu yakın organlarında hastalanmalarına yol açan konuma gelmiş iseler alınmaları gerekir (Orta kulak iltihabı….), son üç yılda her yıl en az 3 veya son iki yılda en az 5 veya son bir yılda en az 7 bademcik iltihabı (tonsillit) geçirmiş olmak.

Bademcikler alınınca vücudun

savunma sistemi zayıflamış olmuyor mu? Hayır. Çünkü vücutta savunma sistemine destek olan pek çok organ ve oluşum vardır. Bademcikler bunlardan sadece birisidir.

Alınan bademcikler

yeniden büyür mü?

Hayır. Bu yanlış bir değerlendirmedir. Yeterli şekilde alınmamış bademciklerde kalıntıların büyümesi bazen bademciğin büyümesi olarak düşünülür. Yeterli alınan bademcik tekrar büyümez.

Bademcik alınınca

daha sık hasta olunur mu ?

Hayır. Bademcikler alınınca savunma sistemi başka kaynaklardan sağlanır. Ancak şurası da bir gerçektir ki bademcikleri alınan hastalar artık bademciklerim yok diyerek soğuk yiyecek-içeceklere daha fazla başvurmaları sonucu sıklıkla boğaz iltihabı (farenjit) geçirirler.

Aşağıdaki durumlarda mutlaka doktorunuza başvurmalısınız !

Eğer tedavi altındayken şu belirtilerden birini görürseniz doktorunuza başvurunuz:

Ateşin düştükten birkaç gün sonra tekrar yükselmeye başlaması,

Deri döküntüsü,

Kulak ağrısı,

Koyu veya kanlı burun akıntısı,

Öksürük ve balgam çıkartma,

Göğüs ağrısı,

Solunum güçlüğü ve aşırı halsizlik,

Havale geçirme,

Eklemlerde şişlik ve ağrılı kızarıklık,

Bulantı ve kusma.

Farenjit – Boğaz iltihabı nedir?

Boğaz iltihapları genellikle “farenjit” olarak adlandırılabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının en sık rastlananıdır. Özellikle kış aylarında kapalı ortamlarda bir arada bulunan insanlarda boğaz iltihaplanmalarına (farenjit) sık rastlanır. Bir yaşından küçüklerde nadirdir. En sık 4-7 yaşları arasında rastlanır. Tonsillerin varlığı ya da yokluğu farinks enfeksiyonlarının sıklığını ve gidişini etkilemez. Farenjit kendi başına bir hastalık olabildiği gibi; kızıl, nezle, kızamık gibi hastalıkların belirtileri arasında da bulunabilir.

“Ya çocuğum farenjit olursa?” Farenjit bulaşmaz mı? Bulaşırsa ne olur? Aynı sınıfta okuyan arkadaşı farenjit oldu ama çocuğumda bir şey olmadı… Bunu söylemekte acele etmeyin. Farenjit bulaşıcıdır ama mikrop alındıktan 10 gün kadar sonra hastalık tablosu yaratabilir. Buna uygun önlemleri almanızda yarar vardır. Ancak mikrop almamışda olabilir.

Farenjit hafif ateşle başlar, burun tıkanıklığının yanında burun arkasına akıntı, boğazda kızarıklık ve iltihaplı salgılar görülür. Kulak zarı da kızarmış olarak görülebilir. Kendiliğinden 4-5 gün içinde geçen farenjit, genellikle viral bir hastalık olduğundan antibiyotik kullanılması şart değildir, ama ateş 2 günden fazla sürerse o zaman doktora başvurulmalıdır.

Herhangi bir yaşta görülen hafif seyirli boğaz enfeksiyonunun en önemli nedeni virüsler olup, en sık rastlanan etkenler rinovirüs ve koronavirüslerdir. Virüslerin neden olduğu boğaz enfeksiyonunda (farenjit) yutak normal görünümde olabileceği gibi gözlenen kızarıklığın derecesi ile belirtilerin şiddeti arasında ilişki bulunmayabilir. Burun akıntısı ve gözlerde kızarıklığın birlikte görülmesi veya öksürük bulunması viral sebepleri telkin eder. Boğaz ağrısı ve ateşi olan çocukların yaklaşık % 10’unda A Grubu Beta hemolitik streptokok iltihabı vardır. Farenjitin seyrinde görülen yüksek ateş çocuklarda erişkinlere göre daha belirgindir.

Farenjit, bulunma süresine göre genelde ikiye ayrılır. Eğer farenjit yeni oluşmuş ve şiddetli şikayetler yapıyorsa buna akut farenjit denir. Ancak uzun süreden beri var ve hastada çok şiddetli olmayan şikayetler yapıyorsa buna da kronik (müzmin) farenjit adı verilir. Kronik farenjitte ise yine virüslerde rol oynamasına rağmen genellikle tahriş edici bir faktör vardır. Bunlar arasında en önemlileri olarak sigara içilmesi, alkol kullanılması, alerji, geniz akıntısı, kuru ve kirli hava, burun tıkanıklığı yapan faktörler (burun solunum havasının nemini ve ısısını ayarlar. Eğer burun tıkanıklığı varsa uygun olmayan nem ve ısıdaki hava farinkse temas eder ve farenjiti kolaylaştırır.), aşırı sıcak veya soğuk besinler, boğaz temizleme refleksinin aşırı olması, diş ve bademcik iltihapları sayılabilir.

Farenjitin (boğaz iltihabı) belirtileri ve bulguları nelerdir?

Streptokok farenjiti olan çocuğun ateşi genellikle 38°C’den yüksektir; titremeler, vücutta ağrılar, iştahsızlık olur ve belirtiler tedrici başlar,

Viral farenjitte nezle, ses kısıklığı ve öksürük görülebilir,

Boğazın (farinks) iltihaplanması nedeniyle çocuğun yutkunması ve beslenmesi güçleşir,

Birlikte karın ağrısı, bulantı ve kusma gibi karın belirtileri de bulunabilir.

Bakıldığında boğazda kızarıklık görülür,

Alt çene kemiğinin köşesinde ve boyunda lenf bezleri şişmiş olabilir.

Nasıl bulaşır?

Her iki hastalık da damlacık enfeksiyonu şeklinde havadan bulaşır. Streptokoklar ve virüsler, solunum yollarından havayla çıkan damlacıkların insandan insana geçmesiyle bulaşırlar. Virüsü taşıyan kişi hapşırdığında veya öksürdüğünde milyonlarca mikrop havaya karışır ve kişinin göz, burun ve ağzından girerek enfeksiyona neden olur.

Vücutta meydana gelebilen dolaylı bozukluklar (komplikasyonlar) nelerdir?

Streptokok enfeksiyonlarının en önemli tarafı, vücudun başka yerlerinde yapabildiği bozukluklar, yani komplikasyonlardır. Bunlar arasında en başta gelenleri şunlardır:

Yakın komplikasyonlar:

Sinüzit, boyun ve çene altı lenf bezlerinde iltihaplanma, boğazda bademcikler çevresinde apseleşme zatürree orta kulak iltihabı…

Uzak organlarda olan bozukluklar:

Bazen streptokok iltihaplarında, mikropların salgıladığı toksinler deride yaygın kızarık bir döküntüye neden olur. Bu durumda hastalığın adı “kızıl”dır ve genellikle boğaz iltihabının 2. gününden 6. gününe kadar sürer.

Tedavi edilmeyen veya yetersiz tedavi edilmiş streptokok iltihapları, nadiren ateşli romatizma adı verilen ve kalp romatizması ile eklem iltihaplarına neden olabilen bir hastalığa da yol açabilirler.

A Grubu Beta hemolitik streptokok iltihaplarının bir diğer nadir komplikasyonu da, hastalığın başlangıcından 2-3 hafta sonra ortaya çıkabilen böbrek iltihabıdır.

Tedavi

Streptokoklara bağlı boğaz iltihaplarını (farenjit) ve bademcik iltihaplarını (tonsillit) önlemenin kesin bir yöntemi yoktur. En güvenli yol, evde boğaz iltihabı olan bir kişi varsa, bu kişiyle çok yakın temasta bulunmamak ve genel temizlik kurallarına dikkat etmektir. Bazı kişiler, özellikle de çocuklar, kendilerinde hiçbir hastalık belirtisi olmadan streptokok mikrobunun taşıyıcısı olabilirler. Okul çağındaki çocukların yaklaşık % 5-15’inde taşıyıcılık görülebilir.

Viral farenjitin muayene bulguları ile streptokokal farenjitten ayrılması mümkün olmadığından, bakteriyel kültür sonuçlarının çıkması için 24 saat gerektiğinden çok şiddetli hasta olanlara boğaz kültürünün alınmasını takiben antibiyotik başlanabilir.

Ateş genellikle 5 gün içinde düşer, bunu takiben boğaz şikayetleri de azalır. Antibiyotik tedavisi genellikle 10 günde tamamlanır. Eğer belirtiler düzelmişse ve ateş yoksa, antibiyotik tedavisinin başlanmasını takip eden 48. saatten sonra bulaştırıcılığı geçmiştir, çocuğunuz okula gidebilir. Şikayetler kısa sürede kaybolsa bile, ilaçları doktorunuzun önerdiği süre ve dozda kullanmaya özen gösterin. Bu, ateşli romatizma ve bademcikler etrafında abse gelişmesi gibi komplikasyonların önlenmesi için mutlaka gereklidir. Evde destekleyici tedavi ve yapılması gerekenler

– Eğer boğaz ağrısı nedeniyle yemek yemekte güçlük çekiliyorsa yumuşak veya sıvı gıdaları tercih edin,

– Ateş ve boğaz ağrısı için ağrı kesiciler alınabilir, tuzlu su ile gargara yapılabilir,

– Ağızda eritilen pastiller, boğazı yumuşatarak fayda sağlayabilirler. Antibiyotik ihtiva eden pastiller alınmamalıdır. Bunlar ağızdaki faydalı mikropları da öldürerek, mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlayabilirler. Oda havasının nemlendirilmesi, boğaz şikayetlerini azaltacaktır. Hastalar boğazını temizleyerek rahatlayacakları hissine kapılırlar ve sürekli temizleme hareketi yaparlar. Ancak bu çoğu zaman boğazı daha fazla tahriş etmeye neden olur. Hasta bol sıvı almalıdır (su, meyve suları, vs.). Hastanın istirahat etmesini sağlayın. Eğer boyunda ağrılı lenf bezi şişlikleri varsa, boyuna nemli ve ılık bir havlu koymak rahatlatıcı olabilir.

Kategoriler
Genel Eğlence

Kadınların Gizli Silahı Gözyaşları

Hanımlar! Eşinize karşı gözyaşlarınızı silah olarak kullanmayın

Ah şu aşırı duygusal hanımlar! En ufak bir sorun karşısında gözyaşları hazırdır. Bir bakarsınız ki akıvermişler.

Evet, bazı insanlar gerek sevinç ve gerekse hüzün anlarında gözyaşlarına kesinlikle hâkim olamazlar. Amaçları arasında çoğu zaman karşı tarafı etkilemek yoktur. Bu tarz bir gözyaşı gökmenin evlilik açısından en büyük sakıncası, eşinize bu şekilde zayıf yönünüzü gösteriyor olmanızdır. Şayet aranızdaki diyalogda problemleriniz varsa, üzgün olmanız eşinizi çok fazla etkilemeyeceğinden, eşiniz bu zayıf yönünüzü negatif yönde kullanabilir. Bu sebeple tüm evliliklerde, özellikle de sorunlu evliliklerde daha güçlü görünmek en sağlıklı olanıdır.

Bir de gözyaşlarına hâkim olabileceği halde, olmayan ve amacı eşini duygusal anlamda etkilemek olan hanımlar vardır. Aslında birçok hanımın fıtratında duygusallık vardır. Ancak bu duygusallıkta denge sağlanamazsa ciddi sorunlar oluşmaya başlar. Bu sorunlardan biri eşinizin samimiyetinize bir süre sonra inanamayacak olmasıdır. Hemen her şeye ağlayarak tepki verdiğinizi düşünme ihtimali olan eşiniz gerçekten ciddi bir durum olsa bile sizi anlamakta güçlük çekecektir ve belki de size inanmayacaktır. Ve bu davranışınıza anlam vermeyeceğinden sizi haksız bulacaktır. Abartılı tepkileriniz olduğunu düşünme ihtimali olan eşiniz bir süre sizin için ciddi bir olay karşısında bile “yine her zamanki tepkisini veriyor” diye düşünebilecektir. Bu da bir süre sonra eşiniz tarafından anlaşılmanızı büsbütün engeller ve evliliğinizin sağlıklı seyrine yansır. Bunun dışında eşi çok duygusal hanımlar vardır. Bu hanımların da zaman, zaman gözyaşlarını kullanarak eşlerini etkileri altına almak istedikleri görünür. Belki bu hanımlar amaçlarına da ulaşabilirler. Ancak bu durum çoğu zaman evliliklerinin sonuna kadar sürmez. Bilindiği gibi evliliklerde dürüstlük esastır. Muhatabınızın iyi niyetinden istifade etmek veya amacınıza ulaşmak için duygusallığı kullanmak hiçbir zaman uzun süreli olarak sonuç vermez. Evlilikleri yıpratan bu yaklaşımlardan vazgeçilmeli ve duyguların yoğunluğunu doğal akışına bırakmalıyız.

Kategoriler
Çocuk Gelişimi

Çocugum Çabuk Sinirleniyor ve Ağrasif

Çabuk sinirlenme, bazı çocuklar için bulundukları ortamdan kaynaklanabildiği gibi bazı çocuklar için ise kalıtsal olabilir. Çocuğumuzda aşırı derecede görülen sinirsel davranışlar depresyon belirtisi olabilir ve bu sebeple mutlaka önlemi alınmalıdır.

Öncelikle çocuğumuzu gözlemleyip hangi amaçla ve ağırlıklı olarak ne zamanlar sinirlendiğini anlamaya çalışmalı ve çocuğun sinir tepkilerine sebep olan her ne ise onu ortadan kaldırmalıyız.

Bazı çocuklar bir arada yaşadıkları büyüklerini modelledikleri için sinirsel tepkilerde bulunurlar. Aile içinde çabuk sinirlenen ebeveynler varsa bu, çocukları etkiler. Bu sebeple aile içinde “çok sinirliyim” tarzındaki konuşmalara çocuk şahit olmamalıdır. Veya ebeveyn birtakım hatalı davranışları karşısında sinirli oluşunu bahane olarak göstermemelidir.

Bazı çocuklar, sinirsel davranışları ile çevrelerinin dikkatini çektiklerini düşünerek bu ilgiden hoşlanırlar. Sebebin bu olduğunu düşünüyorsak, çocuğun yersiz sinir tepkileri karşısında çocuğa ilgi göstermemeliyiz.

Kimi zaman çocuğun içinde bulunduğu ortamdaki duygusal zorlanmalar (ebeveynin ölümü, ayrılıklar vs…) ve gerginlikler çocuktaki sinirsel davranışların nedeni olabilir. Bu durumda çocukla arkadaşça ilişkiler kurup onunla sık sık konuşmalı ve rahatlayabileceği zeminler oluşturulmalıyız.

Ayrıca sebep ne olursa olsun sinirli çocuğun spora yönlendirilmesi, içindeki elektriği boşaltması açısından faydalı olacaktır

NOT: Çocuğun sinir tepkileri kendisine ve çevreye zarar verme noktasına gelmişse bir uzmandan yardım alınması gerekir.

Kategoriler
Aile Yapısı

Öfke evliliğin baş düşmanı

Öfke, evliliği kemiren bir kurt gibidir. Sabırla basamakları tek tek inmek yerine öfkeyle üçer-beşer atlamak insanın yuvarlanmasına sebep olur. Hele karı-koca arasında öfke kronik bir hal almışsa, öfke nöbetleri sık sık yaşanıyorsa, sevgi bitmeye, birliktelikler çatırdamaya yüz tutar. Unutmamak gerekir ki; öfkeyle sorunların çözüldüğü görülmüş değildir.

Öfke ve onun doğurduğu katı söz ve kaba davranış, eşler arasındaki sevgi ve saygı bağlarını kemiren kurt gibidir. Kişinin dengesini kaybettirir, aklını başından giderir. İnsan öfke anında yaptıklarından çoğu kez utanç duyar. Öfkesi geçtikten sonra “ben ne yaptım?”diye pişman olur ama iş işten geçer. Zira kırdığınız bardağı tekrar eski haline getiremezsiniz.

Öfke, eğer kişide kronik bir hal almışsa mutlaka psikiyatri tedavisi görmelidir. Yoksa “Ne yapayım elimde değil sinirim gelince gözüm bir şeyi görmüyor.”demek, nefis müdafaasından öteye geçmez.

Kimi eş de problemi içine atar. Eşinin yaptığı yanlış davranışı dile getirmez. Oysa içe atılan sıkıntılar, hiç olmadık bir zamanda “öfke”lavları olarak patlayıverir.

“Filan zaman sen bana bunu demiştin, şunu demiştin.”vb. sözlerle geçmişin intikamını alır. Halbuki problemler yerinde ve zamanında büyütülmeden çözülmelidir. Yoksa, öfkenin çözdüğü hiçbir problem yoktur. Sadece ailede deprem yaratır.

Bir an öfkeye kapılıp aile beraberliğini bozanlar olduğu gibi, öfke anında elinden kaza çıkanlar da az değildir… Problemsiz aile olmaz, öfkesiz insan da… Ama Aristo’nun dediği gibi, “Sınırları aşmamalı ve yerinde ve haklı olduğu zaman kızmalıdır.”Gerçi, modern hayatın getirmiş olduğu psikolojik ve ekonomik problemler ister istemez sinirleri yıpratıyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanları öfkelendirmek için trafik bile başlı başına bir sebep oluyor. Fakat yine de güzel ahlak sahibi, insan öfke atını kırbaçlamak yerine yelelerini okşayarak durdurabilir. Hiç olmazsa yavaşlatabilir.

Sabırla basamakları tek tek inmek yerine öfkeyle üçer beşer atlamak insanın yuvarlanmasına sebep olduğu gibi, sabırsızca her şeye öfkelenmek de ailenin yıpranmasına sebep olur. Halbuki, “Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır.”Kötü hadiselerin bile güzel yönünü görebilen, o hadiseye sebebiyet veren eşi hakkında iyi düşünür. İyi düşündüğünde kendi de eşi de mutlu olur. Aksi halde “Sen nasıl böyle bir yanlış yaparsın?”diye kötü düşünerek öfkelenmek, aile hayatının lezzetini kaçırır.

Sokrat’ın çok huysuz bir karısı varmış. Ünlü filozof, bir gün talebeleriyle otururken Sokrat’a ağzına gelen sözleri söylemiş. Sonra da öfkesini yenemeyip bir kova suyu Sokrat’ın başından aşağıya dökmüş.

Sokrat hiç olumsuz bir tepki vermeden gayet soğukkanlılıkla talebelerine dönüp: “Ben size gök gürledikten sonra herhalde yağmur yağar dememiş miydim?”diye cevap verir.

Peki siz nasıl birisiniz? Sokrat gibi mi yoksa eşi gibi mi?

…Ve öldükten sonra hangisi gibi anılmak istersiniz?

Kategoriler
Sağlıklı Yaşam Spor

Bel ağrılarından basit egzersizlerle kurtulun

Bel ağrılarından basit egzersizlerle kurtulun

Dünya genelinde en yaygın sağlık sorunlarından biri olan bel ve sırt ağrıları, uzun süre oturarak ya da ayakta çalışan insanlarda işgücü ve verimlilik kaybına sebep olarak ekonomiye önemli zararlar veriyor.

Ayrıca bel ağrıları, stresten depresyona kadar çeşitli psikolojik rahatsızlıklara da sebep oluyor. Dünyada her 100 kişiden yaklaşık 75’ini etkileyen bel ağrılarının önemi bir bölümünden basit egzersizlerle ve tedbirlerle kurtulmak mümkün. SSK Ankara Rehabilitasyon Hastanesi Başhekimi ve Fizik Tedavi Uzmanı Doktor Sevim Ergün, bel ağrısının önemsenmesi gereken bir rahatsızlık olduğunu söyledi.

Çeşitli sebeplerle oluşan bel ağrılarının kişinin bütün aktivitelerini ve iş de dahil olmak üzere bütün hayatını etkilediğini ifade eden Ergün, özellikle masa başında oturarak çalışanların risk altında olduğunu kaydetti. Ergün, oturarak çalışanların gün içinde birçok kez yoruldukça kalkıp yürümelerini ve bel egzersizleri yapmalarını önerdi.

Sürekli oturmayla dizlerde de ağrılar oluşabileceğini anlatan Ergün şu tavsiyelerde bulundu: “Bir dakika dik oturun. Her iki bacağınızı birden, ayaklarınızın arasına kalın bir kitap koyarak yukarıya doğru kaldırın, 5 saniye sonra yere indirin. Ayrıca oturur pozisyondayken ayaklarınızı çapraz yaparak baldırlarınızı güçlü biçimde birbirine doğru itin.”

Araştırmalara göre bel ağrısı, 35-50 yaş arasında ve kadınlara göre erkeklerde 2 kat fazla görülüyor. Erkeklerde 180, kadınlarda ise 170 santimetre üstünde boyu olanlar da bel ağrısı için risk grubunu oluşturuyor. Ayrıca sigara içenlerde bel ağrısı şikayetleri daha sık göze çarpıyor. Bel ve sırt ağrıları, genellikle bel kaslarının veya omurgadaki bağların zorlanmasından oluşan kas-iskelet sistemine bağlı veya omurilikten çıkan sinir köklerinin sıkışması sonucu meydana geliyor. Bel ağrısı pek çok ülkede iş günü kaybında ikinci sırayı alıp, üretim azalmasını etkileyen en önemli faktör olarak kabul ediliyor. Tüm dünya nüfusunun yüzde 80’i hayatının herhangi bir döneminde bel ve sırt ağrısı problemi yaşıyor. Bel ağrısında sıklık ve şiddet mesleklere göre de değişiyor. Ağır bedensel iş gücü gerektiren meslekler, kaldırma, dönme ve dönerek kaldırma gibi hareketler yapan, uzun süreli oturması gereken bir işte çalışan ve sürekli araba kullananlarda daha sık görülüyor. İnşaat işçileri, hemşire, öğretmen, bilgisayar çalışanı, ağır vasıta sürücüleri gibi meslekleri yapan kişilerde risk artıyor. Yapılan çalışmalar, düzenli egzersiz yapan ve fiziksel aktivitelerde bulunan kişilerin bel şikayetlerinin azaldığını gösteriyor.

Bel ağrısından korunmak için

Sert yatak kullanın. Yumuşak koltuk ve iskemlede oturmayın. Beliniz seviyesinden daha yüksekteki bir ağırlığı yerinden kaldırmayın. Ağırlık kaldırırken veya iterken daima dizlerinizi bükün. Dik durmayı ve karnınızı daima içine çekerek yürümeyi öğrenin. Yüksek topuklu ayakkabılardan kaçının.