Kategoriler
Kadın Hastalıkları

Kadın hastalıklarında erken teşhis hayat kurtarıyor

Kadınların en sık adet düzensizliği, kasık ve bel ağrıları (pelvik) gibi şikayetler ile Biliyoruz, 16–20 ve 38–45 yaşları arasındaki kadınlardan daha çok şikayet alınıyor Kadınlar daha çok miyon ve yumurtalık kistinin belirtileri ile Doktorlara Gidiyorlar.
Yumurtalık kistinin belirtilerini uzayan adet kanamaları, ağrılar ve ara kanamalar olarak, miyonun belirtilerini ise uzayan kanamalar, ciddi ağrılar ve bulunduğu bölgeye basınç yapmaları başlığı altında ele alabiliriz. Biz kistleri 2’ye ayırıyoruz. Bunlar basit ve kalıcı büyük kompleks yapıdaki kistlerdir. Kimi basit kistler vardır ki, takip sonucu ilaç kullanmadan kendiliğinden geçmektedir. Kimisi vardır ki, büyük kompleks yapıdadır ve cerrahi tedavi gerekmektedir.
Uzman Doktorlar yaptıkları açıklamalarda kadınların hiç şikayetlerinin bulunmadığı bir dönemde belirli aralıklarla kontrole gitmeleri gerektiğini belirterek, “Bu kontroller sırasında yıllık yayma (smear) uygulamasının yapılması gerekmektedir. Smear dediğimiz tedavi, henüz tehlike yaratmayacak kadar küçük olan bir mikrobun cam üzerinde görülmesi ve önleminin alınmasıdır. Böylece kadınlarımız rahim ağzı kanserinden korunacaklar. Kontrole gittiğinde bir diğer yaptırması gereken şey, yumurtalık, rahim tedavisi ve ultrasonografisini yaptırmaktır. Diğer önemli nokta ise, yaşa göre momografisi, kemik ölçümü ve kan testlerinin de kontrolünden geçmelidir.
Kadın hastalıkları arasında göğüs ağrıları ile şikayete gelen birçok kadın olduğunu Vurgulamak Gerek, “Kadınlara bu hastalıkta daha büyük rol düşüyor. Çünkü kadın her ay kendi muayenesini kendisi yapabiliyor ve sorunu hissedebiliyor. Biz meme kanseri belirtilerini göğüste oluşan şekil bozuklukları, kitlelerin oluşması ve meme başı akıntısı olarak sıralayabiliyoruz. Bu konuda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta adet sonrasında en az ayda bir kez kadının kendini muayene etmesidir. Bu şikayetlerin belirtileri olan hastalar Aile hekimiyle devamlı irtibatta olmalı 1 yıllık veya 2 yıllık momografi ve ultrasona girmelidir. Hastalığa yakalanan insanlar irsi bir sebepten ya da kullandığı ilaçlardan dolayı bu hastalığı taşıyor olabilir. Kadın göğsünü 4 kadraja ayırıp, her bir kadrajını dikkatle inceleyerek problemi kendi teşhis edip bir hekime başvurmalıdır.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklarda koruyucuların önemli bir rolü olduğunu belirtmek Gerekli, “Yapılan şikayetlerde cinsel yolla bulaşan hastalıkların da oranı küçümsenemeyecek kadar yüksek. İlişkide kişiyi güvene alacak önlemler mutlaka olmalı. Ve burada rol en çok kadına düşüyor. Cinsel yolla bulaşan hastalıkları AIDS, siiller, frengi ve bel soğukluğu olarak sıralayabiliriz. Ayrıca siiller (HPV) rahim ağzı kanserine sebep olabiliyor. Bunun yanında kan ürünleri ve kirlenmiş enjektörler bu hastalığın nedenleri arasında.
Hadigir Kadın Yaşamı Ve Hayat Portalı Olarak düzenli kontroller Yapılmasını Öneriyoruz.

Kategoriler
Anne Ve Çocuk Çocuk Gelişimi Kadın Hastalıkları

Uzmanlar Kemik erimesine karşı kalsiyum Diyor

Halk arasında ‘kemik erimesi’ de denen osteoporoz, insan hayatının uzaması ile kendini hissettirmeye başlayan bir hastalık. Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri her yıl sadece bu hastalık nedeni ile ortaya çıkan kemik kırıklarının tedavisi için yaklaşık 12 milyar dolar harcıyor. Aslında kalsiyum, fosfor ve magnezyum gibi minerallerin oluşturduğu kristallerden yapılmış olan kemiklerde, kemik yapan ve kemik yıkan iki tip hücre bulunuyor. Hayatın başlarından 20-25 yaşlarına kadar kemik yapan hücrelerin üstünlüğü sürüyor. 40-45 yaşlarına kadar bir yapım-yıkım dengesi görülürse de bu yaşlardan itibaren yıkım artmaya başlıyor. İşte bu yıkımın artması kemiğin taşıdığı mineral miktarını kırıklara sebep olacak kadar ciddi boyutlarda azaltıyor. Kemiklerin taşıdıkları mineral içeriğinin ciddi olarak azaldığı durumlarda osteoporozdan bahsediliyor.

Osteoporoz, kadınlarda kemik yıkan hücrelerin aşırı kemik yıkmalarını engelleyen faktörlerden birisi olan östrojen hormonunun miktarının düşmesi ile ortaya çıkıyor. Yaklaşık 45 yaşlarına gelen kadınların menopoz dönemine girmesi ile yumurtalık faaliyetlerinin bitmesi, büyük miktarlarda yumurtalıklar tarafından üretilen östrojen miktarını birdenbire düşürüyor ve kemik yıkan hücreler kontrolsüzce kemikleri yıkmaya başlıyorlar.

Ağrıları hafife almayın
Çok sinsi bir hastalık olan osteoporoz, genelde başka hastalıkların arkasına saklanarak belirtilerini gösteriyor. Başlangıçta bir bulgu olmasa da menopozu takip eden 3-5 yıl içerisinde kemiklerin yüzde 30’dan fazlası kaybedilebiliyor. Eğer osteoporoz tam olarak oluşmuş ise sırt ve bel ağrıları, sırtta kamburlaşma, boyda kısalma görülür. Özellikle omur kemikleri bu tip osteoporozdan çok etkilenirler, sıklıkla bu kemiklerde kırıklar olur. Ayrıca el bilek kemikleri de bu hastalıktan etkilenir. Osteoporoz daha sık olarak, ince ve narin yapılı, cilt ve saç rengi açık olan kadınlarda, erken menopoza giren, fiziksel aktivitesi az olan kadınlar ile sigara ve alkol kullananlarda, süt ve süt ürünlerini, besinleri ile az alanlar, böbrek fonksiyon bozukluğu olanlar, kortizon kullananlar, fazla doğum yapanlar ve ailesinde osteoporoz görülen kadınlarda görülüyor.

Beslenme ve hareketlerinize dikkat edin
Düzenli hekime gitme alışkanlığı bu hastalıktan koruyacak en önemli adım. Öncelikle de beslenmede bazı değişiklikler yapmak gerekiyor. Süt ve süt ürünleri gibi kalsiyumca zengin besinlerin alınması gerekiyor. Ancak bu tip ürünler yüksek oranlarda da yağ içerebildikleri için yağsız veya yağı azaltılmış olan tipleri kullanılmalı. Özellikle magnezyum ve C vitamini takviyesi alınmalı. Yüksek proteinli beslenmeden de kaçınılmalı. Tuz alımı azaltılıp lifli besinlerle beslenilmeli. Alkol ve kahveden uzak durulmalı ve mutlaka doktorun uygun göreceği egzersizler yapılmalı. Kadınlar, hayatı kolaylaştırmak ve düşmekten korunmak için evlerinde de bazı değişiklikler yapmalı. İşte bunlardan bir kaçı:

Çorap ve ayakkabı giyerken bir yere oturun, uygun ayakkabı seçin, ağır eşyaları taşımayın, eğilmeniz gerekiyorsa belinizi bükmeden, dizlerinizi bükerek eğilin, ani hareketlerden kaçının, buzlu ve kaygan zeminlerde dolaşmamaya özen gösterin, evinizin aydınlatmasını gözden geçirin ve daha iyi bir görüş sağlayacak şekilde aydınlatın, yatak odası ve banyo arasındaki yolu her zaman aydınlatın, sık kullandığınız eşyalarınızı yakınınıza yerleştirin, evinizde kolay erişilebilecek yerlerde telefonlar bulundurun, banyo ve tuvaletlere sağlam tutunabileceğiniz tutma kolları yaptırın, banyo küveti ve zemininin kayganlığını önleyecek tedbirleri alın, yanları destekli iskemleleri tercih edin.

 

Kategoriler
Kadın Hastalıkları

Obezite Boy uzunlugunun yumurtalık kanseri ilişkisi

Uluslararası araştırmacılar, hormon replasman (östrojen) tedavisi görmemiş kadınlar arasında obezitenin de risk unsuru oluşturduğunu bildiriyor.

PLoS Medicine adlı dergide yayınlanan bu son araştırma, 14 ülkeden 47 epidemiyolojik incelemeyi temel aldı.

Bu araştırmalarda yumartalık kanserine yakalanan 25 bin kadın ile, 80 bin sağlıklı kadından elde edilen veriler kullanıldı.

Araştırmayı yürüten Oxford Üniversitesi Epidemiyoloji Bölümü’nden Prof Valerie Beral, eldeki bütün veriler bir araya getirildiğinde, boyun yumurtalık kanserinde bir risk faktörü teşkil ettiğinin görüldüğünü belirtti.
Obezite-yumurtalık kanseri ilişkisi

Beral, hormon replasman tedavisi görmemiş kadınlarda yumurtalık kanseri ile obezite arasında da belirgin bir ilişki olduğunu söyledi.

İngiltere Kanser Araştırmaları Vakfı’ndan Sarah Williams bu araştırmanın, kadınlarda yumurtalık kanseri riskine etkisi olan faktörler konusunda belirgin bir çerçeve çizdiğini ve vücut ölçülerinin önemli bir unsur olduğunu belirtti.

Williams, “Kadınlar sağlıklı bir kiloda kalarak hem bu hem de diğer hastalıklara yakalanma riskini azaltabilir” dedi.

Cambridge Üniversitesi’nden Dr Paul Pharoah ise bu araştırmada dile getirilen risk artışının küçük bir oran olduğunu belirtti.
Kaynak:bbc.com

Kategoriler
Beslenme Kadın Hastalıkları Sağlıklı Yaşam

Diyabet (Şeker Hastalıgı) Nedir Ve Korunma Yolları?

Diyabet, halk arasında bilinen adıyla Şeker Hastalığı, ömür boyu devam eden bir hastalıktır. Diyabetli şahsın vücudu alınan besinlerdeki enerjiyi gerekli şekilde kullanamaz. Oysa sağlık açısından besinlerdeki enerjinin kullanılması önemlidir.

Besinler, vücudun başlıca yakıtı olan şekere dönüşmek üzere parçalanır. Daha sonra bu şeker kana karışır ve kandaki şeker düzeyi yükselmeye başlar. Yükselen kan şekeri pankreastan insilünin kana geçmesini artırır. İnsülin yapmak ve ihtiyaç duyulduğunda bu insülini kan dolaşımına vermek, pankreasın işidir. İnsülin kandaki şeker düzeyini düşüren bir hormondur ve bunu, şekerin hücrelere girmesini sağlayarak gerçekleştirir. Diyabetlilerde ise bu sistem yeterli bir şekilde işlemez. Şeker insülin eksikliğine bağlı olarak, hücrelerin içine giremez ve kanda birikir.

Diyabetin tipleri

Şeker hastalığı tip 1 ve tip 2 diyabet olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar. Tip 1 diyabet; insülin gerektiren diyabet tipidir. Bu tip diyabette pankreas çok az insülin üretir ya da hiç insülin üretemez. Tip 1 diyabet sıklıkla erken yaşlarda ortaya çıksa da her yaş grubunda olan insanlarda da görülme riski vardır. Tip 2 diyabet ise hastalığın ilk dönemlerinde insülin gerektirmeyen diyabet tipidir. Bu tip diyabette pankreas insülin üretir; ancak miktarı yeterli değildir ya da üretilen insülin hücreler tarafından yeterli derecede kullanılamaz. Bu diyabet tipinin sıklıkla görüldüğü risk grubunu; 40 yaş ve üzerinde olan, şişman, tansiyonu ve kan yağları yüksek, 4 kg ve üzerinde bebek doğurmuş bayanlarda ve ailesinde tip 2 diyabetli bireyler bulunanlar oluşturmaktadır.

Diyabette teşhis

Tip 1 diyabet: Eğer ailenizde bu tip diyabeti olan akrabanız varsa, sizde tip 1 diyabetin görülme olasılığı normalden daha fazladır. Tip 1 diyabetin belirtileri; çok fazla acıkmak, fazla miktarda idrar yapmak, ani kilo kaybı, halsizlik ve kendini yorgun hissetmektir. Diyabetin bu tipi sıklıkla çocuk denilecek yaşlarda ortaya çıktığı için belirtiler hastalar tarafından fark edilmez ve genelde tip 1 diyabetli hastalar diyabet koması adı verilen ketoasidoz komplikasyonu ile hastaneye başvururlar. Ailesinde tip 1 diyabet bulunanlarda erken teşhis için yapılabilecek olan kan testleri mevcuttur. Bu testlerin pozitif olması tip 1 diyabet teşhisi koydururken, negatif olması o kişide tip 1 diyabet olmayacağı anlamına gelmemektedir.

Tip 2 diyabet: Diyabetin bu tipi 40 yaş ve üzerinde olan kimselerde görüldüğü için halk arasında yaşlılık şekeri olarak da bilinir. Tip 2 diyabetin belirtileri; sık enfeksiyona yakalanmak, ciltteki kesik ya da yaraların zor iyileşmesi, sık idrara çıkmak, açlık ve susuzluk hissinin artması, ağız kuruluğu, kuru ve kaşıntılı bir cilt, cinsel sorunlar, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma olması, yorgunluk hissi ve bulanık görme sayılabilir. Bu belirtiler uzun dönemde ortaya çıkar. Halk arasında ‘gizli şeker’ olarak adlandırılan bozulmuş glukoz toleransı yani açlık kan şekerinin normal; fakat tokluk kan şekerlerinin yüksek olduğu kişilerde bu durumun teşhisi için Şeker Yükleme Testi (OGTT) yapılması gerekmektedir. Gizli şeker hastalığı, özellikle tip 2 diyabet riski taşıyan bireylerde hastalık ortaya çıkmadan önce mutlaka bulunmaktadır. Dolayısıyla, tip 2 diyabet riski taşıyan bireylerin sadece açlık kan şekeri yerine şeker yükleme testi yaptırmaları erken teşhis açısından önem taşımaktadır.

Diyabetin tedavisi

Beslenme alışkanlıklarınızı düzenleyin:

Şekerli besinleri mümkün olduğunca azaltmanız, çok fazla yağlı ve tuzlu besinler almamanız önemlidir. Temel olarak sağlıklı besinler seçmeli ve bu besinleri sizin için uygun miktarlarda yemelisiniz.

Fiziksel aktivitelere önem verin:

Düzenli egzersiz yapmanız size pek çok açıdan yardım edebilir. Kilonuzu uygun düzeyde tutmanızı sağlar. Kan şekerinizi daha iyi kontrol etmenize yardımcı olur.

Diyabet ilaçları:

a) OAD (Oral Anti Diyabetik) ilaç tedavisi: Tip 2 diyabetli bir hastanın tedavisine, fazla kilosu da varsa, önce diyet ve egzersiz yaptırılarak başlanır. Eğer hasta, bu şekilde kan şekerini kontrol altına alamıyorsa, ağızdan alınan şeker düşürücü haplar kullanmaya başlar. Bir grup hap, yetersiz çalışan insülin hücresini daha fazla insülin üretimi için zorlarken; diğer bir grup hap ise vücut tarafından yeterli derecede kullanılmayan insülinin kullanılmasını sağlar. Eğer kan şekeriniz haplarla kontrol altına alınamıyorsa, yüksek kan şekerinin vücudunuza zarar vermemesi için vakit kaybetmeden insülin tedavisine başlamak gerekir.

b) İnsülin tedavisi: İnsülin tedavisinin amacı sağlam pankreasa benzer biçimde vücuda insülin sağlamaktır. Tip 1 diyabetliler ile tip 2 diyabetlilerin hapla tedaviye cevap alınamadığı ileri seviyelerinde kullanılır. Halk arasında düşünülen önyargıların aksine insülin asla bağımlılık yapmaz. İnsülin, hap ya da tablet şeklinde kullanılamaz. İnsülin bir enjektörle cilt altına enjekte edilmek üzere sıvı halde bulunmaktadır.

Diyabet bazı organlarda hasara sebep olabilir

Diyabet hastalığı tedavisinde amaç, hem günlük iyilik halini oluşturmak hem de uzun dönem komplikasyonların gelişimini engellemektir. Diyabet hastası olarak uzun yıllar yaşadıktan sonra bazı insanların gözlerinde, böbreklerinde, sinirlerinde ve ayaklarında problemler ortaya çıkabilir. Kalp ve damar hastalıkları ve yüksek tansiyon riski diyabet hastalarında artmaktadır. Diyabet hastalığı ilerledikçe vücudun bazı organlarında tahribata sebep olabilir.

Gözlerinizi yılda bir kez muayene ettirin

Hemen her diyabetik hastada zaman içinde diyabete bağlı gelip geçici veya ilerleyici göz hastalıkları olmaktadır. Bu rahatsızlar, kan şekerindeki oynamalara bağlı geçici göz kırıcılığı, diğer bir deyişle gözlük numarası değişiklikleri yanında; göz merceği, ağ tabaka, görme siniri, görme organımızın çeşitli yönlere hareketini sağlayan kaslar, gözün içine yerleştiği göz çukuru, yani orbita gibi göz çevresindeki dokuların etkilenmesi şeklinde olabilir. Bütün bunlar diyabetik hastalarda basit bir gözlük numarası farklılığından ciddi görme azlığına kadar değişik şikayetlere sebep olurlar.

Diyabetin görmeyi tehdit eden en önemli komplikasyonu; göz küresinin arka bölümünde yer alan ve retina adı verilen ağ tabakasında sebep olduğu hasardır. Diyabet tanısı konulduğunda, hasta tam bir göz dibi muayenesinden geçirilmelidir.

Beş yıldan daha uzun süredir tip 1 diyabeti olanlar, gözlerini yılda en az bir defa kontrol ettirmelidir. Tip 2 diyabeti olanlarda ise bu kontrol, hastalık öğrenilir öğrenilmez başlamak üzere, yine yılda en az bir defa yapılmalıdır.

Göz sorunları erkenden fark edildiğinde, bunların hastanın yaşamını etkileyebilen boyutlara ulaşmalarını önleyecek önlemler ve tedaviler vardır. Örneğin; diyabetik retinopatide zamanında yapılan lazer tedavisi ciddi görme kaybı riskini yaklaşık %60 oranında azaltabilmektedir.

Küçük kan

damarlarını zayıflatır

Diyabet el ve ayak parmaklarına, deriye ve vücudun diğer yerlerine kan taşıyan küçük damarlarda hasar meydana getirebilir. Yüksek kan şekeri, özellikle tansiyon da yüksekse küçük kan damarlarını zayıflatabilir. Ayrıca yüksek kan şekeri, alyuvarların esneklik kaybetmesine neden olur ve bu hücreler, içlerinden geçtikleri çok küçük kan damarlarına zarar verir. Zayıflayan, hasara uğrayan damar çoğu zaman çatlar.

Böbreklerde

hasara yol açar

Diyabetin kronik komplikasyonlarından biri de ‘nefropati’ adı verilen böbrek hastalığıdır. On yılı aşkın Tip 1 diyabetlilerin yüzde 35’inde bu hastalık görülmektedir. Böbrek işlevinde azalma olan nefropatinin, erken dönemde tanısı konulursa yoğun insülin ve sıkı kontrol ile ilerlemesi durdurulmakta ve geriye döndürülmektedir. Bu komplikasyonun tanısı için, mikroalbüminüri testini yapmak gerekecektir.

Damar sertiliği ve kalp

hastalıklarına neden

olabilir, büyük kan

damarları zarar görebilir

Diyabet, ‘ateroskleroz’ adı da verilen damar sertliği gelişmesini hızlandırmakta ve koroner damar hastalığının ortaya çıkma sıklığını artırmaktadır. Ateroskleroza bağlı olarak ortaya çıkabilecek diğer büyük damar hastalıklarının (beyin damarlarındaki tıkanmalar) oluşması riskinide artırmaktadır. Çok yüksek kan şekeri ve kan yağının yüksekliği, şişmanlık, tütün kullanma gibi kardiovasküler risk faktörleri, kalp ve damar hastalıkları oluşumunu hızlandırır. Bu nedenle, diyabetli hastalar, kan yağları (total kolesterol, HDL, LDL, VLDL ve triglisrid) düzeylerini 3-6 aylık aralıklarla ölçtürmelidir. Kolesterol, diyabeti etkileyen önemli faktörlerden biridir.

Diyabet aynı zamanda kalbi çevreleyen damarlarla, kollara, bacaklara ve kalbe kan götüren damarlara da hasar verebilir. Damarların iç yüzünde gelişen hasar, esneklik kaybına neden olur. Kandaki kolesterol, hasar gören yerlerde tutulur ve zamanla damar tıkanır. Sonuç olarak kalp, kanı gittikçe tıkanan damarlardan geçirebilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu durum kalp krizlerinin, inmelerin/felçlerin gelişmesine, tansiyonun yükselmesine, kollara, bacaklara ve başa yetersiz kan gitmesine neden olabilir.

Kalp ve kan damarları, diyabeti olmayan insanlarda da hasar görebilir; ama diyabetli hastalarda daha yüksektir.

Hastalarda kesik ve yaraların daha yavaş iyileşmesi, bazı hastaların bacaklarında, istirahat edildiğinde geçen krampların ortaya çıkması, bazı hastalarda kısa süreli bayılmaların görülmesi diyabetli hastaların büyük kan damarlarının hasar gördüğüne birer işarettir. Bu yakınmalar, damar hastalıkları dışındaki sebeplere de bağlı olabilir. Gerçek sebebi bulabilmek için, bu belirtileri doktorunuza bildirmeniz gereklidir. Göğüs arası veya baskı hissi, soğuk terleme, baş dönmesi gibi acil durumları da hemen doktorunuzla paylaşmanız gereklidir.

Sinirler hasar

görebilir

Diyabet ayrıca, sinir hücrelerine de zarar verebilir. Bunun tıptaki adı ‘nöropati’ dir. Kan şekeri yüksek olduğunda sinir hücreleri şişer ve bozunuma uğrar. Zamanla bunlar, vücutta organlara sinyaller taşımak şeklindeki temel görevlerini yerine getiremez olurlar. Bazı sinirlerin hasar görmesi ayaklarda ve bacakların aşağı kısımlarında karıncalanma, uyuşma, yanma, sızı veya zonklama hislerine neden olur. Nöropati semptomları zaman zaman ortaya çıkıp zaman zaman kaybolabilir. Birçok hasta ağrılarının, kan şekeri normale yakın olduğu zaman daha azaldığını bildirir.

Cinsel sorunlara

yol açabilir

Sinirlerin hasar görmesine bağlı olarak, cinsel sağlığı da olumsuz yönde etkileyebilir.

İnfeksiyonlarla

savaş yeteneği azabilir

Küçük kan damarlarındaki hasar, deriye de yeterince kan gitmesini engeller. Kan şekerinin yüksek olması, vücudun mikroplarla savaş sistemini yavaşlatır. Bu ikisi beraberce, diyabet hastalarındaki infeksiyon riskini artırmaktadır. İnfeksiyonlar ağızda, ayaklarda, akciğerde, mesanede, kadınlık organlarında veya deride görülebilir. Cilt ve mukozada mantar oluşumuna eğilim artar. Özellikle ayak ve kasıkta sık sık infeksiyonlar meydana gelebilir. Ağızdaki infeksiyon, dişeti hastalıklarına ve diğer diş sorunlarına neden olabilir. Sinirler zarar gördüğünde, yaralanmalar ve kesikler herhangi bir ağrıya neden olmayabilir. Yaralanma ya da kesiğin meydana geldiğini fark edemeyen hasta, yaranın mikrop kapmasına yol açabilir. Kan miktarının yetersiz ve kan şekerinin yüksek olması nedeniyle vücudun infeksiyonlarla savaşıp yarayı iyileştirme yetneği zayıflamış olabilir. Bu durum, deri dokularının ve diğer dokuların ölmesiyle sonuçlanabilir. Böyle bir gelişme karşısında ölü kısımların ameliyatla alınması ve temizlenmesi gerekir. Diyabetli kişi, mikrobik hastalıklara karşı gerekirse aşılanmalıdır. Özellikle tüberküloz yönünden gerekli tedbirler, doktorun tavsiyesine göre alınmalıdır.

Diyabetli hastalara öneriler

1)Yemek, egzersiz ve ilaç planlarınızı doktorunuzun verdiği ölçülerde, birebir uygulayın.

2)Kan şekeri düzeyinizi sık sık ölçün ve kaydedin. Daha sonra bu sonuçları, kan şekerinizi normal düzeylerde tutmak için kullanın.

3)Sık sık tansiyonunuzu ölçtürün. Yüksekse, düşürmek için ne yapmanız gerektiğini öğrenin ve verilen tedaviyi aynen uygulayın.

4)Her yıl tam bir göz muayenesinden geçin.

5)Her üç ayda bir idrar tahlili yaptırın. Keton değerlerinizi ölçtürün.

6)Her altı ayda bir, kalp ve damar hastalıkları için muayene olun.

7)Kan yağlarınızı ölçtürün. Yüksekse nasıl düşürüleceklerini öğrenin ve verilen tedaviyi aynen uygulayın.

8)Ayaklarınızı ve derinizi her gün kontrol edin. Herhangi bir sorun varsa hemen tedavi edilmesini sağlayın.

9)Sigara içiyorsanız derhal bırakın. Alkolden kesinlikle uzak durun.

10)Sinir hasarlarına ait yakınmalarınız varsa doktorunuza veya diyabet eğiticinize söyleyin.

11)Böbrek hasarlarına ait belirtiler açısından kanınızda ve idrarınızda gerekli testleri yaptırın. Sonuçların ne anlama geldiğini, böbreklerinizi korumak için neler yapmanız gerektiğini öğrenin. Her üç ayda bir mikroalbüminüri değerlerinizi ölçtürün.

12)Gebe iseniz veya gebe kalmayı planlıyorsanız, hemen doktorunuza görünün. Kan şekerinizin, gebelik öncesinde ve sırasında normale yakın değerlerde devam ettirilmesi, hem sizin hem bebeğinizin karşılaşabileceği riskleri azaltır.

13)Diyabetin uzun dönemde ortaya çıkan komplikasyonları konusunda mümkün olduğunca fazla bilgi edinin.

14)Diyabetle yaşamayı kabullenin. Bu konuda zorluk ve sıkıntılar yaşıyorsanız, yaşam bir azap haline gelmişse, bir psikologdan yardım istemekten çekinmeyin.

Unutmayın!

Diyabet hastalığı ile normal bir hayat sürmek mümkündür. Doktorunuzun önerilerine uyarak, düzenli beslenme, egzersiz, kontrol ve ilaç kullanımıyla sağlıklı ve uzun bir hayata sahip olabilirsiniz.

Kategoriler
Bebek Hastalıkları Kadın Hastalıkları

Kas Hastalıgı Nedir Belirtileri Nelerdir?

Bölüm Hakkında

Yürüme, merdiven çıkma ve oturduktan sonra kalkma güçlüğü gibi problemlera neden olan kas hastalıkları günlük yaşamı en fazla kısıtlayan rahatsızlıkların başında geliyor. Her yaştan insanı etkileyebilen bu hastalık grubu ile mücadelede doğru teşhis ve gerekli önlemlerin alınması büyük önem taşıyor.

Kkatiyenrımız, beyinden başlayan ve etraf sinirlerimizle kendisine ulaşan “hareket et!” emrini alarak gerçekleştiren son icracı yapılarımızdır. Vücudumuzdaki birçok hareket, örnek olarak göz açıp kapama, gülme, konuşma, yer değiştirme, oturup kalkma, barsak hareketleri, kalp kasılması ve sayılamayacak kadar çok hareket, kkatiyenrımız olmazsa yapılamaz. Bu nedenle kkatiyenr vücudumuzun her yanısıra mevcuttur ve insan bedeninin en büyük kitlesini oluşturur.

Kkatiyenrımızı oluşturan birimler, yalnız mikroskopta görülebilen, kas hücreleridir. Beyinden çıkan “hareket et!” emri, vücudumuzu ağ gibi saran periferik sinirler tarafından, her bir periferik sinir bir kas hücresine ulaşacak biçimde taşınır. Kas hücresi bu emri aldıktan sonar iç mekanizmalarını çalıştırarak kasılır ve birden fazla kas hücresinin kasılması ile gözle görülür bir hareket oluşur. Bu kasılma süreci oldukça önemli ve çok bileşenlidir. Kasılma sırasında bu hücreler kendi enerjilerini kendileri oluşturur ve bunu kullanırlar, kasılacak elemanlarını çok ince bir ayarlamaya tabi tutarlar ve bu kasılıp gevşeme sırasında patlamasın diye hücre zarlarını koruma altında tutarlar. Bu fonksiyonlerin herhangi birisindeki bozulma kasılma sürecini engeller ve kas hastalığı ortaya çıkar.

Her yaşta görülebilir

Kas hastalıkları (Miyopatiler), vücudumuzu hareket ettiren bu kkatiyenrın kendilerine ait hastalıklardır. Yani kas dokusunun birimleri olan kas hücrelerinin yapısı ya da işleyişini bozan hastalıklardır. Bebeklikten çocukluk, buluğ, yetişkinlik ve yaşlılık evrelerinin her birinde görülebilir.

Kas hastalıklarının ortak belirtisi kas güçsüzlüğüdür

Kas güçsüzlüğü en çok çok kalça çevresindeki kkatiyenrda olmasından, hemen daima ilk belirti yürüme, merdiven çıkma, oturduğu yerden kalkma güçlüğü olarak kendini gösterir. Hastalık bebeklik döneminde başladığında bebek kucakta zıplatılırken iyi bastırılamaz, şayet güçsüzlük çok yaygın ise bebeğin bütünüyle gevşek bir yapıda olduğu gözlenir. Küçük yaşlarda kas hastalığı ortaya çıkan çocuklar yürürken ya da merdiven çıkarken hep kucağa alınmak ister. Çocuğun sıklıkla yoruldum demesi “şımarıklık”, koşarken akranlarından geri kalması ve daha az dinamik oyunları seçmesi ise ebeveynler tarafından genelde “ağır canlılık” olarak değerlendirilir. Kas hastalıklarının toplumda iyi tanınmaması sebebiyle bu çocuklara sık sık düz tabanlık gibi tanılar konmakta ve verilen ortopedik ayakkabıların ağırlığı yürümeyi daha çok zorlaştırmaktadır. Ergenlikte ise koşarken akranlarından geri kalma, yürümede değişme, merdiven çıkmada zorlanma dikkat çekebilir. Erişkin ve yaşlı kişiler de çoğunlukla bu yakınmaları kendileri fark edip hekime müracaatrlar.

Bazen bir saç tokası takmak bile kişiyi zorlayabilir

Kas hastalıklarının tek belirtisi yürüme sorunluluğu değildir. Omuz çevresindeki kkatiyenr tutulduğunda kolları kaldırmak, bir rafa uzanmak, saç taramak, başını yıkamak gibi eylemler zorlaşabilir. El ya da ayaklar etkilendiği zaman ise ayakkabıların çabuk eskimesi, takılarak düşmek, ince işleri yapmak gibi durumlar güçleşebilir. Bazı durumlarda da göz kapakları giderek aşağı düşer, göz hareketleri kısıtlanabilir. Hastaların bir kısmında da yutma ya da solunum kkatiyenrı veya kalp kası tutulabilir ve bunlara ait belirtiler kendini gösterir.

Bugün için kaydedilmiş ve tanınabilen ancak net sebebi açıklanmayı bekleyen 500 civarı kas hastalığı mevcuttur. Bu hastalıkların çok sınırlı bir bölümü edinsel, yani yaşam süreci içinde ve bir nedene bağlı olarak gelişen kas hastalıklarıdır. Bu miyopatiler çoğunlukla yetişkin ve yaşlı bireyleri etkiler ve bazı durumlarda zor olsa da, genelde tedavileri mümkün olabilir. Buna karşılık kas hastalıklarının büyük bir bölümü kalıtımsal, yani irsidir. Bu durumda kişinin yapısındaki genetik bir sorunluluk, kas hücresinin yapısını ya da fonksiyonuni bozar. İrsi kas hastalıkları büyük çoğunlukla bebek, çocuk ya da ergen bireyleri etkiler ve büyük bir bölümünün bugün için bilinen bir tedavisi yoktur. Buna karşılık bazı büyüks hastalıkların tedavisi mümkün olabilir, bazıları için ise, dünyanın önemli merkezlerinde, önümüzdeki yıllarda tedavi patlamasına neden olabilecek, çalışmalar yapılmaktadır.

Kas biyopsisi hastalığın tanısında büyük rol oynuyor

Kas hastalıkları toplumda nadir görülen hastalıklardır. Gerek bu nedenden dolayı, gerekse belirtilerinin genelde bir birine benzemesi sebebiyle, tanınmaları zahmetlidir. Hekimin hastalığı tanımasının sonrasında, ilk önce bazı kan testleri ve diğer incelemelerin yapılması gerekir. Bu incelemelerin en önemlisi kas biyopsisidir. Kas biyopsisi, özel donanımlı bir laboratuvar ve yorumlama açısından özel bir uzmanlık gerektirir. Kas biyopsisi ile tanı doğrulanabilir ve gerekiyorsa ilgili hastalığın genetik incelemesi yapılarak hastalığa neden olan gen sorunluluğu belirlenir. Bazen de incelemeye genetik testlerle başlanabilir, tanı konulamadığı takdirde kas biyopsisi yapılabilir.

Gelecek kuşaklar için önlem almak gerekiyor

Belirtilerin iyi tanınması ve doğru inceleme teknikleri ile ilk önce tedavi edilebilen ve edilemeyen kas hastalıkları birbirinden ayrılır. Bugün için tedavisi bilinmeyen bir hastalıkla karşı karşıya olunsa bile; gerek önümüzdeki yıllarda tedavide büyük başarılar elde edilebileceğinin öngörülmesi ve kişinin yaşam kalitesini yükseltici önlemlerin alınması, gerekse irsi bir hastalığın ailedeki geçişine karşı gelecek kUşakların etkilenmemesi için alınacak önlemler konusu ile ilgili bilgilenmek büyük önem taşımaktadır.

Kategoriler
Güzellik Kadın Hastalıkları

Yüz Felçlerine Karşı Dikkatli Olun

Yüz felci en çok nedeni bilinmeyen unsurlardan kaynaklanmaktadır. Toplumda 100 binde 10 ile 15 kişide idiyopatik yüz felci görülmektedir. İdiyopatik yüz felçleri kadın-erkek cinsiyet ayrımı göstermez. Daha çok 15-65 yaş arasında sık sık gözükür. 15 yaşın altında ya da 65 yaşın üstünde çok seyrek görülür.

Yüz Felci

Özellikle nedeni bilinmeyen yüz felçleri genelde hamileliğin aşağı yukarı son 3. ayında da sık sık görülmektedir. İdiyopatik yüz felcin dışında bütünörlere, ciddi ağır enfeksiyonlara, yüzünün kulak iltihaplarına bağlı olarak görülen yüz felçleri de olmakla beraber bunlar oldukça seyrek olarak görülür. İdiyopatik yüz felçlerine toplum arasında şoför hastalığı ya da çamaşırcı hastalığı denmektedir. Bunun nedeni daha fazla şoförlerin camlarını açarak seyahatleri esnasında yüzün rüzgara mazur kalan bölgesinde ortaya çıkması ya da terli terli balkona çamaşır asmaya çıkan insanlarda terle rüzgarın teması sonucu yüzün o kısmında soğumasıyla ortaya çıkabilmesidir. Bu tip yüz felçlerinde en çok oluş nedeni vücut direncinin düşmesi, başlangıçta bir viral enfeksiyonun olması, yüz sinirinin bulunduğu bölgenin

soğukla ya da rüzgarla cereyana maruz kalmasıdır.

Yüz felcinin Belirtileri Nelerdir?
Yüz felcinin felç oluşmadan önce çoğunlukla ön bulguları vardır. Bunlar, felç olacak kısmın yüz tarafında hafif hafif karıncalanmalar, batmalar, çekilmeler, yanmalar, o tarafın kulağında hafif ağrılar biçiminde olabilir. Bazen çok özel bir yüz felci olan zostere bağlı yüz felcindeyse o taraftaki yüzümüzde kalın kalın kabarcıklar oluşmaya başlayabilir.

Bunlar lider bulgulardır. Öncü bulgulardan sonra hastaların ilk olarak hissettiği istemli hareketlerinde yavaşlama biçimindedir. Tam yüz felci oluştuğu zaman ise etkilenen kısımdaki istemli yüz hareketlerini hastanın yapamadığı görülür. Islık çalamaz, gözünü kapatamaz, dudağını büzemez, kaşını kaldıramaz, yanağını oynatamaz, bazı durumlarda de şikayetler ile kendini belli eder. Yüz, insanlarla iletişim kurduğumuz en önemli sosyal yönümüz olduğu için bazı durumlarda hasta kendini fark etmeden diğer insanlar tarafından da yüzdeki hareket azlığı fark edilerek hasta uyarılabilir.

Yüz Felci Neden Olur

Yüz Felci Neden Olur?
Başta viral enfeksiyon olmak suretiyle birden çok nedeni vardır. Bunları doğuştan buluğ çağına kadar ayırmak makul olur. Doğuştan genetik hastalıklarda çocuklar yüz felci olarak doğabilirler. Zor doğuma bağlı olarak travmaya bağlı yüz felçleri olabilir. Bunun dışında ileri yaşlarda bilhassa akut ya da süreğen orta kulak iltihaplarına bağlı olarak yüz felçler oluşabilir. Akut orta kulak iltihapları daha fazla 5 yaşına kadar olan çocuklarda görülür.

Çocuklarda Orta Kulak İltihabı

Kronik yani akan kulağa bağlı olarak oluşan yüz felçleri ise daha fazla ileri yaşlarda ortaya çıkarlar ve tedavi tekniklerinde cerrahi teknikler gerekebilir. Bunun dışında bazı beyin rahatsızlıkları, bazı metabolik rahatsızlıklar, bilhassa diyabetik rahatsızlıklarda da oluşabilmektedir. Yine ileri yaşlarda beyin bütünörüne ya da yüz silinin kendi bütünörüne bağlı şeklinde de yüz felçleri görülebilir. Bunların hepsi seyrek olarak görülmektedir.