Kategoriler
Beslenme Sağlıklı Yaşam

Taze Besinlerin Saklanma Süreleri Ne Kadar ?

Portakal, limon, elma, armut 1-2 hafta. Ispanak, marul, domates 2-3 gün. Lahana, havuç, kereviz 6-7 gün. Kıyma ve küçük parça et 1 gün (eğer et taze ise).

Süt, taze lor veya çökelek 1-2 gün. Peynir, yoğurt, kaymak 5-7 gün. Yumurta 1-2 hafta. Pişmiş et yemekleri 1-2 gün. Zeytinyağlı yemekler 2-3 gün. Patates, karanlık, serin, kuru ve hava akımı olmayan yerlerde saklanmalıdır. Işık, patatesin renginin yeşile dönmesine neden olur. Soğan için en iyi saklama ortamı kuru, hava akımı bulunan serin yerlerdir. Kuru besinler ise serin, karanlık, kuru ve havalandırılabilen bir ortamda mümkünse yerden yukarıda, ağzı kapalı kaplarda, birbirlerine benzeyenler bir araya konmak suretiyle saklanmalıdır. Kaynak: Sağlık Bakanlığı

Kategoriler
Beslenme

Zeytinyağını tadarak almak daha saglıklı

Zeytinyağının rengine bakarak kalitesi hakkında karar vermeniz sağlıklı olmaz. Gelişmiş teknoloji sayesinde zeytinyağının rengi değiştirilebilir bir özelliktir. Çoğu tüketici zeytinyağının renginin yeşil olduğunu görünce doğrudan ‘erken hasat’ zeytinyağı aldığı hissine kapılır. Her yeşil zeytinyağı erken hasat olmayabilir

Kokusu tazeliğini ele verir

Uzmanlar’a göre zeytinyağının kalitesiyle ilgili en önemli kriter yağın meyvemsiliği. Hemen her tüketicinin bu küçük testi uygulayabileceğini kaydeden Uzmanlar, yapılması gereken yöntemi ise şöyle tarif ediyor: “Natürel sızma zeytinyağı satın almadan önce tatma şansınız varsa tadına mutlaka bakın. Eğer kokusunda meyvemsilik olarak adlandırdığımız zeytin meyvesi kokusu var ise doğru yoldasınız demektir. Zeytin meyvesinin kokusunu bilmeyenlere önerim; bir zeytin ağacının yakınına gidip daldaki zeytini koklamalarıdır. Gerçekten burcu burcu kokan bir meyvedir zeytin. Bu kokunun dışında sizi rahatsız eden herhangi bir koku almıyorsanız zeytinyağının kusursuz olması ihtimali vardır. Ayrıca yağı ağzınıza bir miktar alıp dilinizin üzerinde gezdirip ardından yuttuğunuzda dilin üzerinde acıbadem, kahve veya kakao çekirdeği acısı varsa ve buna eşlik edecek şekilde bademciklerin üzerinde veya gırtlağınızda biber gibi yakıcılık hissi uyandırıyorsa antioksidan varlığı olan bir zeytinyağı ile karşı karşıya olabilirsiniz.”

Kategoriler
Beslenme

Çikolata tüketmek sivilce yapar mı

Ancak fazla yemesin diye ‘sivilce yapar’ derseniz, orada bulunan bir yetişkinden ‘aslında yok öyle birşey’ yanıtını alabilirsiniz.

Acaba hakikaten böyle birşey yok mu? Buna bilimsel tartışma konusu demek daha doğru.

Kızarıklık ve sivilce dökmeyle kendini gösteren akne adındaki cilt hastalığının oluşmasında birçok unsur etkili oluyor. Yaş ve stres düzeyi de bunların arasında.

1960’lara kadar tıp camiasında çikolatanın sivilceleri ‘azdırdığı’ görüşü hakimdi. 1940 ve 1950’lerde yazılan tıp kitaplarında akne tedavisinin bir parçası olarak çikolata da dahil olmak üzere şekerli sıvı ve yiyeceklerden uzak durmak salık veriliyordu.

Ancak 1969 J.E Fulton başkanlığında yapılan bir araştırma akne ile çikolata arasında bağlantı olduğu tezini çürütmüş gibi göründü.

Hafif ve orta düzeyde aknesi olan 65 kişi iki gruba ayrılarak bir ay boyunca her gün çikolata yemeleri istendi. Gruplara kakao oranı farklı çikolatalar verildi.

Araştırmacılar sonuçta, çikolatanın olumsuz bir etkisi olmadığına karar verdi.

Bu araştırma çok etkili oldu ve tıp dergilerinde defalarca alıntı yapıldı.

Ancak son zamanlarda geçerliliği tartışma konusu oluyor.

2011 yılında bir dermatoloji yayınında Fulton’ın araştırmasını eleştiren mektuba imzasını koyanlardan Hawaii Üniversitesi öğretim üyesi Amy Brown, “ben bu araştırmaya itibar etmiyorum” diyor, “herşeyden önce ardında Amerikan Çikolata Üreticileri Birliği’nin desteği var, ilk sorun bu.”

Brown, araştırma yöntemlerinin de güvenli olmadığını söylüyor.

“Amerikan Tıp Birliği’nin dergisinde yayınlandı ve herkes buna inandı” diyor.

40 yıl içinde çikolata ile sivilce arasındaki ilişki hakkında sadece tek bir araştırma yapılmış, onda da diğer tatlı yiyecekler arasında değerlendirilmiş.

1971’de yapılan bu araştırma, sadece bir hafta süreyle 27 kişi üzerinde yapılmış.

Bir haftanın sonunda çok miktarda çikolata, süt, gazlı içeçecek ve kavrulmuş yer fıstığı yiyenler arasında yeni sivilce döküntüleri görülmemiş.

Ancak bu araştırmanın süresi kısa, çapı da kısıtlı olduğu için kesin sonuçlara varılamamış.

Bunun üzerinde 2011’de bir tıp öğrencisi konuyu yeniden ele almanın zamanının geldiğini düşünmüş.

Miami Miller Tıp Fakültesi’nden Samantha Block, “bu konuda çok az literatür vardı” diyor.

Amerikan Dermatoloji Dergisi’nde yayınlanan ön araştırmada, Block ve meslektaşları 18-35 yaşları arasında 10 gönüllü erkek üzerinde durulmuş.

Adet dönemindeki hormon değişiklikleri sonucu etkilemesin diye kadınlar dahil edilmemiş.

Block’un araştırmasının farkı, daha önceki araştırmaların aksine içinde şeker veya tatlandırıcı bulunan çikolataları değil, yüzde 100 kakao içeren saf çikolataları kullanması.

Ayrıca insanların çikolataya ‘saldırdığı’ dönemlerde sivilcelerin çıktığı görüşünü sınamak için, katılanlara fazla miktarda çikolata vermiş.

Deneklerin sivilcelerinin yedikleri çikolata oranında arttığını görmüş.

Daha sonra kakao kapsülleriyle tekrarladığı araştırmadan da benzeri bir sonuç almış.

İleride, kadınları da katarak daha geniş çaplı araştırmalar yapmayı umuyor.

Saf çikolata değil de çarşıda satılan, sütlü, şekerli, fındık-üzüm içeren çikolatalara ne demeli o zaman?

Beslenme ve Diyetetik Akademisi yayın organındaki bir makalede sivilce ile beslenme arasındaki bağlantı inceleniyor.

Makalenin yazarı Jennifer Burris, daha önce yapılan araştırmaların yanlış yorumlandığı görüşünde.

Burris, eski araştırmalarda çikolata ile akne bağlantısı incelenmesine rağmen genel beslenme şeklinin etkisi üzerinde durulmadığını söylüyor.

Burris’in diğer yiyecekleri de dikkate alarak vardığı sonuç, beslenme ile akne arasında bir bağlantı olabileceği.

Ancak bu bağlantının ne kadar güçlü olduğundan emin değiller.

Ayrıca süt ürünlerinin ya da kan şekerini yükselten yiyeceklerin oynadığı rol de bilinmiyor.

Bir başka deyişle bugüne kadar saf olsun olmasın, çikolata ile akne arasında kesin bir bağlantı kurulabilmiş değil.

Tabii bu durum anne-babaların çocuklarını ‘sivilce çıkar’ diye tehdit etmelerini önlemez.

Ama dikkatli olmak lazım.

Zamane çocuklarının ne cevap vereceği bilinmez.

Çikolatanın sağlığa yararlı olduğunu, kalbe iyi geldiğini, hatta zayıflamaya bile yardımcı olduğunu söyleyebilirler.
Kaynak:bbc.com

Kategoriler
Beslenme Sağlıklı Yaşam

B12 vitamini eksikligi unutkanlık yapıyor

B12 vitamininin metabolik birçok işlevde koenzim görevi yaptığını hatırlatan Arığ, “B12’nin kan hücrelerinin yapımına yardımcı olması haricinde, sinir hücreleri onarımı ve duygusal işlevlerin korunmasında da rolü oldukça önemlidir.

B12 eksikliğinde unutkanlık, sinirsel gerginlik, denge bozuklukları, uyuşma ve duyusal kusurlar gibi bulgular görülebilir. B12 vitamininin vücutta kullanılabilir hale gelebilmesi içinse sağlıklı mide ve bağırsak işlevleri gerekir” diyor.
Vegan beslenenler risk grubunda
B12 eksikliğinin çoğunlukla gastritik sorunlara bağlı emilim yetersizliğinden kaynaklandığını belirten Arığ, yeterli miktarda et yemeyen ve vegan beslenen bireylerde B12 alımının yetersiz olabileceğini dile getiriyor. Bu sebeple unutkanlık yakınması olan bireylerin beslenme alışkanlıklarının araştırılması gerektiğini kaydeden Arığ’a göre hastaya yapılan kan tetkikleri ile B12 düzeyi ölçüldüğünde eksiklik saptanırsa da bu sorun vitamin desteği ile tedavi edilebilir.

Unutkanlık yaşamamak için bunlara dikkat!

Uzman Doktorlar, unutkanlık yakınmaları yaşayan hastada uykuya ilişkin öyküye özellikle zaman ayrılması gerektiğini dile getiriyor. Arığ, diğer tavsiyelerini şöyle sıralıyor: “Kişinin uyku bütünlüğünü bozması muhtemel psikojenik stresörlere yönelik tedavi yaklaşımları, uyku hijyenine ilişkin ihmal edilen faktörlerin düzeltilmesi, uykuya dalma ve sürdürme güçlükleri, uykuda solunum (uyku apne sendromu).” ya da hareket bozukluklarının (huzursuz bacaklar gibi) tanı ve tedavi yaklaşımlarına yönelmesi, unutkanlık sorunuyla baş etme açısından büyük önem taşımaktadır.”

Kategoriler
Beslenme Kadın Hastalıkları Sağlıklı Yaşam

Diyabet (Şeker Hastalıgı) Nedir Ve Korunma Yolları?

Diyabet, halk arasında bilinen adıyla Şeker Hastalığı, ömür boyu devam eden bir hastalıktır. Diyabetli şahsın vücudu alınan besinlerdeki enerjiyi gerekli şekilde kullanamaz. Oysa sağlık açısından besinlerdeki enerjinin kullanılması önemlidir.

Besinler, vücudun başlıca yakıtı olan şekere dönüşmek üzere parçalanır. Daha sonra bu şeker kana karışır ve kandaki şeker düzeyi yükselmeye başlar. Yükselen kan şekeri pankreastan insilünin kana geçmesini artırır. İnsülin yapmak ve ihtiyaç duyulduğunda bu insülini kan dolaşımına vermek, pankreasın işidir. İnsülin kandaki şeker düzeyini düşüren bir hormondur ve bunu, şekerin hücrelere girmesini sağlayarak gerçekleştirir. Diyabetlilerde ise bu sistem yeterli bir şekilde işlemez. Şeker insülin eksikliğine bağlı olarak, hücrelerin içine giremez ve kanda birikir.

Diyabetin tipleri

Şeker hastalığı tip 1 ve tip 2 diyabet olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar. Tip 1 diyabet; insülin gerektiren diyabet tipidir. Bu tip diyabette pankreas çok az insülin üretir ya da hiç insülin üretemez. Tip 1 diyabet sıklıkla erken yaşlarda ortaya çıksa da her yaş grubunda olan insanlarda da görülme riski vardır. Tip 2 diyabet ise hastalığın ilk dönemlerinde insülin gerektirmeyen diyabet tipidir. Bu tip diyabette pankreas insülin üretir; ancak miktarı yeterli değildir ya da üretilen insülin hücreler tarafından yeterli derecede kullanılamaz. Bu diyabet tipinin sıklıkla görüldüğü risk grubunu; 40 yaş ve üzerinde olan, şişman, tansiyonu ve kan yağları yüksek, 4 kg ve üzerinde bebek doğurmuş bayanlarda ve ailesinde tip 2 diyabetli bireyler bulunanlar oluşturmaktadır.

Diyabette teşhis

Tip 1 diyabet: Eğer ailenizde bu tip diyabeti olan akrabanız varsa, sizde tip 1 diyabetin görülme olasılığı normalden daha fazladır. Tip 1 diyabetin belirtileri; çok fazla acıkmak, fazla miktarda idrar yapmak, ani kilo kaybı, halsizlik ve kendini yorgun hissetmektir. Diyabetin bu tipi sıklıkla çocuk denilecek yaşlarda ortaya çıktığı için belirtiler hastalar tarafından fark edilmez ve genelde tip 1 diyabetli hastalar diyabet koması adı verilen ketoasidoz komplikasyonu ile hastaneye başvururlar. Ailesinde tip 1 diyabet bulunanlarda erken teşhis için yapılabilecek olan kan testleri mevcuttur. Bu testlerin pozitif olması tip 1 diyabet teşhisi koydururken, negatif olması o kişide tip 1 diyabet olmayacağı anlamına gelmemektedir.

Tip 2 diyabet: Diyabetin bu tipi 40 yaş ve üzerinde olan kimselerde görüldüğü için halk arasında yaşlılık şekeri olarak da bilinir. Tip 2 diyabetin belirtileri; sık enfeksiyona yakalanmak, ciltteki kesik ya da yaraların zor iyileşmesi, sık idrara çıkmak, açlık ve susuzluk hissinin artması, ağız kuruluğu, kuru ve kaşıntılı bir cilt, cinsel sorunlar, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma olması, yorgunluk hissi ve bulanık görme sayılabilir. Bu belirtiler uzun dönemde ortaya çıkar. Halk arasında ‘gizli şeker’ olarak adlandırılan bozulmuş glukoz toleransı yani açlık kan şekerinin normal; fakat tokluk kan şekerlerinin yüksek olduğu kişilerde bu durumun teşhisi için Şeker Yükleme Testi (OGTT) yapılması gerekmektedir. Gizli şeker hastalığı, özellikle tip 2 diyabet riski taşıyan bireylerde hastalık ortaya çıkmadan önce mutlaka bulunmaktadır. Dolayısıyla, tip 2 diyabet riski taşıyan bireylerin sadece açlık kan şekeri yerine şeker yükleme testi yaptırmaları erken teşhis açısından önem taşımaktadır.

Diyabetin tedavisi

Beslenme alışkanlıklarınızı düzenleyin:

Şekerli besinleri mümkün olduğunca azaltmanız, çok fazla yağlı ve tuzlu besinler almamanız önemlidir. Temel olarak sağlıklı besinler seçmeli ve bu besinleri sizin için uygun miktarlarda yemelisiniz.

Fiziksel aktivitelere önem verin:

Düzenli egzersiz yapmanız size pek çok açıdan yardım edebilir. Kilonuzu uygun düzeyde tutmanızı sağlar. Kan şekerinizi daha iyi kontrol etmenize yardımcı olur.

Diyabet ilaçları:

a) OAD (Oral Anti Diyabetik) ilaç tedavisi: Tip 2 diyabetli bir hastanın tedavisine, fazla kilosu da varsa, önce diyet ve egzersiz yaptırılarak başlanır. Eğer hasta, bu şekilde kan şekerini kontrol altına alamıyorsa, ağızdan alınan şeker düşürücü haplar kullanmaya başlar. Bir grup hap, yetersiz çalışan insülin hücresini daha fazla insülin üretimi için zorlarken; diğer bir grup hap ise vücut tarafından yeterli derecede kullanılmayan insülinin kullanılmasını sağlar. Eğer kan şekeriniz haplarla kontrol altına alınamıyorsa, yüksek kan şekerinin vücudunuza zarar vermemesi için vakit kaybetmeden insülin tedavisine başlamak gerekir.

b) İnsülin tedavisi: İnsülin tedavisinin amacı sağlam pankreasa benzer biçimde vücuda insülin sağlamaktır. Tip 1 diyabetliler ile tip 2 diyabetlilerin hapla tedaviye cevap alınamadığı ileri seviyelerinde kullanılır. Halk arasında düşünülen önyargıların aksine insülin asla bağımlılık yapmaz. İnsülin, hap ya da tablet şeklinde kullanılamaz. İnsülin bir enjektörle cilt altına enjekte edilmek üzere sıvı halde bulunmaktadır.

Diyabet bazı organlarda hasara sebep olabilir

Diyabet hastalığı tedavisinde amaç, hem günlük iyilik halini oluşturmak hem de uzun dönem komplikasyonların gelişimini engellemektir. Diyabet hastası olarak uzun yıllar yaşadıktan sonra bazı insanların gözlerinde, böbreklerinde, sinirlerinde ve ayaklarında problemler ortaya çıkabilir. Kalp ve damar hastalıkları ve yüksek tansiyon riski diyabet hastalarında artmaktadır. Diyabet hastalığı ilerledikçe vücudun bazı organlarında tahribata sebep olabilir.

Gözlerinizi yılda bir kez muayene ettirin

Hemen her diyabetik hastada zaman içinde diyabete bağlı gelip geçici veya ilerleyici göz hastalıkları olmaktadır. Bu rahatsızlar, kan şekerindeki oynamalara bağlı geçici göz kırıcılığı, diğer bir deyişle gözlük numarası değişiklikleri yanında; göz merceği, ağ tabaka, görme siniri, görme organımızın çeşitli yönlere hareketini sağlayan kaslar, gözün içine yerleştiği göz çukuru, yani orbita gibi göz çevresindeki dokuların etkilenmesi şeklinde olabilir. Bütün bunlar diyabetik hastalarda basit bir gözlük numarası farklılığından ciddi görme azlığına kadar değişik şikayetlere sebep olurlar.

Diyabetin görmeyi tehdit eden en önemli komplikasyonu; göz küresinin arka bölümünde yer alan ve retina adı verilen ağ tabakasında sebep olduğu hasardır. Diyabet tanısı konulduğunda, hasta tam bir göz dibi muayenesinden geçirilmelidir.

Beş yıldan daha uzun süredir tip 1 diyabeti olanlar, gözlerini yılda en az bir defa kontrol ettirmelidir. Tip 2 diyabeti olanlarda ise bu kontrol, hastalık öğrenilir öğrenilmez başlamak üzere, yine yılda en az bir defa yapılmalıdır.

Göz sorunları erkenden fark edildiğinde, bunların hastanın yaşamını etkileyebilen boyutlara ulaşmalarını önleyecek önlemler ve tedaviler vardır. Örneğin; diyabetik retinopatide zamanında yapılan lazer tedavisi ciddi görme kaybı riskini yaklaşık %60 oranında azaltabilmektedir.

Küçük kan

damarlarını zayıflatır

Diyabet el ve ayak parmaklarına, deriye ve vücudun diğer yerlerine kan taşıyan küçük damarlarda hasar meydana getirebilir. Yüksek kan şekeri, özellikle tansiyon da yüksekse küçük kan damarlarını zayıflatabilir. Ayrıca yüksek kan şekeri, alyuvarların esneklik kaybetmesine neden olur ve bu hücreler, içlerinden geçtikleri çok küçük kan damarlarına zarar verir. Zayıflayan, hasara uğrayan damar çoğu zaman çatlar.

Böbreklerde

hasara yol açar

Diyabetin kronik komplikasyonlarından biri de ‘nefropati’ adı verilen böbrek hastalığıdır. On yılı aşkın Tip 1 diyabetlilerin yüzde 35’inde bu hastalık görülmektedir. Böbrek işlevinde azalma olan nefropatinin, erken dönemde tanısı konulursa yoğun insülin ve sıkı kontrol ile ilerlemesi durdurulmakta ve geriye döndürülmektedir. Bu komplikasyonun tanısı için, mikroalbüminüri testini yapmak gerekecektir.

Damar sertiliği ve kalp

hastalıklarına neden

olabilir, büyük kan

damarları zarar görebilir

Diyabet, ‘ateroskleroz’ adı da verilen damar sertliği gelişmesini hızlandırmakta ve koroner damar hastalığının ortaya çıkma sıklığını artırmaktadır. Ateroskleroza bağlı olarak ortaya çıkabilecek diğer büyük damar hastalıklarının (beyin damarlarındaki tıkanmalar) oluşması riskinide artırmaktadır. Çok yüksek kan şekeri ve kan yağının yüksekliği, şişmanlık, tütün kullanma gibi kardiovasküler risk faktörleri, kalp ve damar hastalıkları oluşumunu hızlandırır. Bu nedenle, diyabetli hastalar, kan yağları (total kolesterol, HDL, LDL, VLDL ve triglisrid) düzeylerini 3-6 aylık aralıklarla ölçtürmelidir. Kolesterol, diyabeti etkileyen önemli faktörlerden biridir.

Diyabet aynı zamanda kalbi çevreleyen damarlarla, kollara, bacaklara ve kalbe kan götüren damarlara da hasar verebilir. Damarların iç yüzünde gelişen hasar, esneklik kaybına neden olur. Kandaki kolesterol, hasar gören yerlerde tutulur ve zamanla damar tıkanır. Sonuç olarak kalp, kanı gittikçe tıkanan damarlardan geçirebilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu durum kalp krizlerinin, inmelerin/felçlerin gelişmesine, tansiyonun yükselmesine, kollara, bacaklara ve başa yetersiz kan gitmesine neden olabilir.

Kalp ve kan damarları, diyabeti olmayan insanlarda da hasar görebilir; ama diyabetli hastalarda daha yüksektir.

Hastalarda kesik ve yaraların daha yavaş iyileşmesi, bazı hastaların bacaklarında, istirahat edildiğinde geçen krampların ortaya çıkması, bazı hastalarda kısa süreli bayılmaların görülmesi diyabetli hastaların büyük kan damarlarının hasar gördüğüne birer işarettir. Bu yakınmalar, damar hastalıkları dışındaki sebeplere de bağlı olabilir. Gerçek sebebi bulabilmek için, bu belirtileri doktorunuza bildirmeniz gereklidir. Göğüs arası veya baskı hissi, soğuk terleme, baş dönmesi gibi acil durumları da hemen doktorunuzla paylaşmanız gereklidir.

Sinirler hasar

görebilir

Diyabet ayrıca, sinir hücrelerine de zarar verebilir. Bunun tıptaki adı ‘nöropati’ dir. Kan şekeri yüksek olduğunda sinir hücreleri şişer ve bozunuma uğrar. Zamanla bunlar, vücutta organlara sinyaller taşımak şeklindeki temel görevlerini yerine getiremez olurlar. Bazı sinirlerin hasar görmesi ayaklarda ve bacakların aşağı kısımlarında karıncalanma, uyuşma, yanma, sızı veya zonklama hislerine neden olur. Nöropati semptomları zaman zaman ortaya çıkıp zaman zaman kaybolabilir. Birçok hasta ağrılarının, kan şekeri normale yakın olduğu zaman daha azaldığını bildirir.

Cinsel sorunlara

yol açabilir

Sinirlerin hasar görmesine bağlı olarak, cinsel sağlığı da olumsuz yönde etkileyebilir.

İnfeksiyonlarla

savaş yeteneği azabilir

Küçük kan damarlarındaki hasar, deriye de yeterince kan gitmesini engeller. Kan şekerinin yüksek olması, vücudun mikroplarla savaş sistemini yavaşlatır. Bu ikisi beraberce, diyabet hastalarındaki infeksiyon riskini artırmaktadır. İnfeksiyonlar ağızda, ayaklarda, akciğerde, mesanede, kadınlık organlarında veya deride görülebilir. Cilt ve mukozada mantar oluşumuna eğilim artar. Özellikle ayak ve kasıkta sık sık infeksiyonlar meydana gelebilir. Ağızdaki infeksiyon, dişeti hastalıklarına ve diğer diş sorunlarına neden olabilir. Sinirler zarar gördüğünde, yaralanmalar ve kesikler herhangi bir ağrıya neden olmayabilir. Yaralanma ya da kesiğin meydana geldiğini fark edemeyen hasta, yaranın mikrop kapmasına yol açabilir. Kan miktarının yetersiz ve kan şekerinin yüksek olması nedeniyle vücudun infeksiyonlarla savaşıp yarayı iyileştirme yetneği zayıflamış olabilir. Bu durum, deri dokularının ve diğer dokuların ölmesiyle sonuçlanabilir. Böyle bir gelişme karşısında ölü kısımların ameliyatla alınması ve temizlenmesi gerekir. Diyabetli kişi, mikrobik hastalıklara karşı gerekirse aşılanmalıdır. Özellikle tüberküloz yönünden gerekli tedbirler, doktorun tavsiyesine göre alınmalıdır.

Diyabetli hastalara öneriler

1)Yemek, egzersiz ve ilaç planlarınızı doktorunuzun verdiği ölçülerde, birebir uygulayın.

2)Kan şekeri düzeyinizi sık sık ölçün ve kaydedin. Daha sonra bu sonuçları, kan şekerinizi normal düzeylerde tutmak için kullanın.

3)Sık sık tansiyonunuzu ölçtürün. Yüksekse, düşürmek için ne yapmanız gerektiğini öğrenin ve verilen tedaviyi aynen uygulayın.

4)Her yıl tam bir göz muayenesinden geçin.

5)Her üç ayda bir idrar tahlili yaptırın. Keton değerlerinizi ölçtürün.

6)Her altı ayda bir, kalp ve damar hastalıkları için muayene olun.

7)Kan yağlarınızı ölçtürün. Yüksekse nasıl düşürüleceklerini öğrenin ve verilen tedaviyi aynen uygulayın.

8)Ayaklarınızı ve derinizi her gün kontrol edin. Herhangi bir sorun varsa hemen tedavi edilmesini sağlayın.

9)Sigara içiyorsanız derhal bırakın. Alkolden kesinlikle uzak durun.

10)Sinir hasarlarına ait yakınmalarınız varsa doktorunuza veya diyabet eğiticinize söyleyin.

11)Böbrek hasarlarına ait belirtiler açısından kanınızda ve idrarınızda gerekli testleri yaptırın. Sonuçların ne anlama geldiğini, böbreklerinizi korumak için neler yapmanız gerektiğini öğrenin. Her üç ayda bir mikroalbüminüri değerlerinizi ölçtürün.

12)Gebe iseniz veya gebe kalmayı planlıyorsanız, hemen doktorunuza görünün. Kan şekerinizin, gebelik öncesinde ve sırasında normale yakın değerlerde devam ettirilmesi, hem sizin hem bebeğinizin karşılaşabileceği riskleri azaltır.

13)Diyabetin uzun dönemde ortaya çıkan komplikasyonları konusunda mümkün olduğunca fazla bilgi edinin.

14)Diyabetle yaşamayı kabullenin. Bu konuda zorluk ve sıkıntılar yaşıyorsanız, yaşam bir azap haline gelmişse, bir psikologdan yardım istemekten çekinmeyin.

Unutmayın!

Diyabet hastalığı ile normal bir hayat sürmek mümkündür. Doktorunuzun önerilerine uyarak, düzenli beslenme, egzersiz, kontrol ve ilaç kullanımıyla sağlıklı ve uzun bir hayata sahip olabilirsiniz.

Kategoriler
Beslenme Sağlıklı Yaşam

Baharda Hangi Besinler Tüketilmeli

Uzmanlar sebze, meyve ve deniz mahsullerinin mevsiminde tüketilmesi gerektiği üzerinde duruyor sıklıkla. Tüm ilkbahar ve yaz mevsimi yiyeceklerini market, manav ve pazar tezgâhlarında uzun zamandır görsek de enginar, bakla, patlıcan, semizotu, madımak, ebegümeci, bezelye, barbunya, arpacık soğanı, domates, salatalık, taze soğan, taze sarımsak, maydanoz, dereotu, fesleğen ve benzeri otları ilkbaharın gelişi ile birlikte tüketmeye başlayabilirsiniz. Bahar ayları deniz sezonu açısında da zengin seçenek sunuyor. Nisanda kalkan, kılıç (çok lezzetli değildir), kırlangıç, tekir, barbunya ile başlayan balık ziyafetine mayısta levrek, kılıç, kırlangıç, dilbalığı, haziranda da mercan ekleniyor…