Başlangıç Anne Ve Çocuk Hamilelik Gebelik Aşamaları Ve Fiziki Belirtileri

Gebelik Aşamaları Ve Fiziki Belirtileri

23 min read
0
0
955

Adet Kesilmesi

Âdetleri daha önce muntazam olan sağlıklı bir evli kadının aybaşı olmaması, gebe kalındığı fikrini kuvvetle uyandırır. Ancak, en az on gün bir gecikme olmadan bu belirtiye katiyen güvenilemez.

Genel kanının aksine, günü gününe 28 veya 30 günde bir aybaşı olan bir kadına ender rastlanır. Bu problem son günlerde, normal kadınlar üzerinde, çoğu araştırmalara konu olmuştur. Özellikle, hemşireler üzerinde yapılan araştırmalarda aybaşı günlerinin tarihleri, özellikleri derli toplu olarak kaydedilmiştir. Bu araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre, kadınların çoğunun (% 60’ının) siklus’larında (bir aybaşından İkincisine kadarki süreçde) beş günü aşkın oynamalar görülmüştür. Aynı kadınlarda, sağlıkları üzerinde hiç bir kötü etki yapmadan, 10 günlük oynamalar bile görülmüştür.

Gene de bu gibi koşullar altında 10 günden çok bir aybaşı gecikmesinde gebelik olasılıki söz konusudur. Eğer ikinci bir aybaşı daha atlanırsa, kuşkusuz ki, olasılık çok daha artacaktır.

Aybaşı olmaması, gebelik belirtilerinin en önemlisi olmakla beraber hiç âdet görmeden gebe kalınabileceği gibi, gebe kalındıktan sonra aybaşlarının devam ettiği de görülmüştür.

Birinci şık için çoğu örnek derhal akla gelir. Sözgelimi, bazı doğu ülkelerinde genç kızlar çocuk denecek yaşta evlendirilmekte ve bunlar daha aybaşı olmadan gebe kalmaktadırlar. Ya da süt veren kadınlar ki, genelde bu devrede âdet görmezler, pekâlâ gebe kalabilmektedirler; daha ender de olsa, artık âdetten tamamıyla kesildiğini sanan yaşlıca kadınlar (menopoz dönemine girmiş olanlar) gebe kaldıklarını anlayınca şaşırıp kalmaktadırlar.

Öte yandan, gebe kaldıktan sonra bir iki defa âdet gören kadınlar da sayıca az değildir. Ne var ki, hemen her zaman bu âdetler eskilere kıykatiyen daha kısa sürmekte ve az olmaktadırlar. Böylelerinde ilk aybaşı normal 5 gün yerine, genelde 3 gün, bunu izleyen aybaşları ise yalnız bir

kaç saat sürmektedir. Bütün gebelik süresince bazı kadınların aybaşı oldukları söylenmekte ise de, esasen doğruluğu şüpheli olan, bu gibi vakalar üretim organlarında bir arı- zaya bağlı olsa gerektir. Aslında: Gebeliğin herhangi bir zamanında dölyolundan gelen (vaginal) bir kanama anormal olarak kabul edilmeli ve derhal hekime haber verilmelidir.

Aybaşlarının durması gebelikten diğer çoğu nedenlere bağlı olabilir. En sık görülen unsurlardan biri, ruhsal olup, bilhassa gebe kalma korkusu veya aşırı çocuk sahibi olmak talebidir. İklim değişmeleri, üşütme ve bazı süreğen hastalıklar da (kansızlık gibi) aybaşlarının kesilmesine neden olabilirler.

Memelerdeki Değişmeler

Birçok kadınlar aybaşı öncesi memelerinde geçici, hafif bir şişmeye bağlı ağırlık ve dyetişkinluk hissederler. Gebelikte memelerde görülen belirtiler bu değişmelerin biraz daha şiddetlisidir. Böylece memeler daha büyük, daha sert ve titiz ollinkar; genelde bir dyetişkinluk ve çekilme hissi ile beraber, meme ve meme başlarında (mamilla) karıncalanma hissedilir. Bazı vakalarda ağrı bile duyulabilir.

Zamanla, meme başları ve çevresindeki kabarık esmer kesim (areola) daha da esmerleşir.Areola daha da belirginleşir ve çapı genç kızlarda ender olarak 4 sm.’i geçerken, zaman içinde 5, giderek 7 sm. e ulaşır.Areola içinde gömülü olan küçük bezler gebelikle beraber büyür, küçük pürtükler meydana getirirler.İlk olarak ondokuzuncu yüzyılda ünlü bir İrlandalI doğumcu olan Montgomery tarafından detaylı olarak açıklandığından, adları «Montgomery Tüberkülleri» diye kalmıştır. Montgomery tüberkülleri gebeliğin aşağı yukarı olarak 8. haftasına doğru meydana çıkarlar. Anne adayı, başlangıçta farkında olmayabilirse de, hekimin araması gereken ilk değişikliklerden biridirler. Bütün bu değişikliklerin çocuğun emzirilmesiy ile ilgili olduğunu söylemek, galiba gerekmez. Dördüncü aydan başlamak üzere (bu tarih bazı durumlarda değişebilir), meme başı sıkıldığında mavi gümüşümtrak yapışkan bir sıvı akacaktır. Bu, asıl ana sütünün habercisidir; adına kolostrum adı verilir. Gebeliğin sonlarına doğru bazı durumlarda o kadar fazla gelebilir ki, çamaşırları güvenliğini sağlamak için meme başlarına küçük kompresler koymak gerekebilir.

Aynı tarihlerde (dördüncü ay) meme başlarının üzerinde, onları tahriş eden, giderek ağrılara yol açan kabukçuklar oluşabilir. Bu durumda, meme başları ılık suyla fazla tahriş

etmeden yıkanmalı ve sonra iyice kurulanmalıdır. Gebeliğin beşinci ayına doğru areola’nın hemen etrafındaki normal meme derisinin esmer lekelerle kaplandığı görülebilir; «ikincil areola» adı ile anılan bu durum, kadın daha önce hiç çocuk emzirmemiş ise, aşağı yukarı en net gebelik belirtisidir.

Memelerin büyümesi ve faaliyetlerinin artması sonucu, doğal olarak beslenme ihtiyaçları da artacağından, buralara kan taşıyan damarlarda da bir gelişme görülür. Meme cildinin altında seyreden ve normalde aşağı yukarı görünmeyen kan damarları gebelikle birlikte daha belirginleşir ve bazen tüm göğüs üzerinde çaprazlama damarlardan örülü bir ağ görülebilir.
İlk kez gebe kalan kadınlarda, memelerdeki bu değişmeler gebelik teşhisi bakımından yardımcı olabilirlerse de, daha önce çocuk doğurmuşlarda ve hele bir yıl öncesine kadar süt vermiş olanlarda teşhis açısından büyük dşayet taşımazlar.

Sık Sık İdrar Etme İhtiyacı: Sidik torbasının örselenmesi sonucu sıklıkla idrara çıkma ihtiyacı gebeliğin ilk belirtilerinden biri olabilir. Bu olay dölyatağının (uterus, rahim) büyüyerek mesanenin kaidesini germesine bağlanmaktadır. Bu nedenle tıpkı idrarla dolmuş ve gerilmiş bir mesanenin uyandırdığı ihtiyaç duyulmaktadır.

Gebelik ilerledikçe dölyatağı havsaladan (pelvis) yukarıya çıkar ve mesane basınçtan kurtulduğundan sıklıkla idrara çıkma ihtiyacı da duyulmaz olur. Gene de belirtinin daha sonraları tekrar ortaya çıkma olasılıki vardır. Çünkü, son haftalarda bu kez de çocuğun başı mesane üzerinde basınç yapmaya başlar.

Ama bu, ne kadar sıkıcı olursa olsun, başlangıçta olduğu gibi, son haftalarda da, günde alınması gerekli en az 6-8 bardak sıvının, miktarını azaltmak için katiyen bir neden olmamalıdır. Eğer gebeliğin son haftalarında bu ihtiyaç geceleri sizi uykudan uyandıracak kadar fazla duyulursa, gerekli sıvı miktarı yatmadan 6 saat öncesine kadar alınmış olmalı ve ondan sonra da sabaha kadar hiç bir şey içilmemelidir.

Bulantı: Gebelerin aşağı yukarı olarak üçte biri hiç bir bulantıdan şikâyet etmez. Diğer üçte birinde, ilk aylarda, bilhassa sabahları bir bulantı dalgası gelip geçerse de kusmaya kadar gitmez. Bazı gebelerde ise, bulantılar ağır kusmalara

yol açar. Bu sabah bulantılarının ortaya çıkmaları genelde görülmemiş olan âdetin ikinci haftasına rastlar ve bir ayla altı hafta içerisinde kaybollinkar. Bu hal çoğu diğer rahatsızlıklarda da görülebildiği için, sözgelimi kolay bir mide- barsak sorunluluğu gibi, diğer net gebelik belirtileri ile beraber ortaya çıkmamışsa teşhis için bir dşayet taşımaz.

Dölüt (Foetus, Cenin) Hareketleri: Eskiden, gebeliğin belli bir döneminde dölütün birden canlanıverdiği sanılırdı. Bu kanı geçerli olduğu zaman içinder, dölyatağı içinde yeni bir hayatın oluşumunun ilk belirtisi annenin «bebeğin oynadığını» duymasıydı. Bu kanıya göre çocuk, hareketleri duyulduğu andan itibaren yaşamaya başlardı.

Bugün artık biliyoruz ki, çocuk aşılanma (ilkah) anında yaşamaya başlayan canlı bir organizmadır. Çocuğun hareketleri aşağı yukarı olarak beşinci ayın sonlarına doğru karnın alt tarafında hafif bir seyirme biçiminde hissedilir. Dölütün ilk hareketleri genelde o kadar hafiftir ki, gerçekte ona ait olup olmadıkları konusu ile ilgili anne emin olmayabilir. Ne var ki, bu hareketler sonraları öyle güçlenir ve şiddetlenir ki, gebeler uykularından uyanıp ve çocuklarının ileride cambaz mı yoksa futbolcu mu olacağını düşünürler…

Birçok bebekler tam sağlıklı ve canlı olmalarına rağmen, dölyatağı içinde oldukça az hareket ederler. Bir iki gün tamamıyla hareketsiz kalmaları ender rastlanır bir olay değildir. Çocuğun oynadığını duymamak, onun öldüğüne veya sakat olduğuna bir işaret olmayıp, karın içinde, hareketlerini annenin basitçe duyamayacağı bir şekilde dertop olduğunu gösterir. Giderek bebeğin dölyatağı içinde uyuyabildiği net olarak saptanmıştır. Annesinin duyduğu dinamik ve durgun dönemler, mümkün olabilir ki, onun uyanık veya uyur olduğu dönemler olsun. Hiç bir hareket hissedilmeden 3-4 gün geçerse, hekime müracaatlup çocuğun kalp seslerinin dinlenilmesi istenebilir. Bu sesler duyulduğu sürece hiç bir yanlışlık söz konusu olmaksızın bebeğin hayatta ve sıhhatte olduğu anlaşılır.

Dölütün hareketlerinin gebe kadın tarafından duyulması, net olarak gebelik teşhisi koyduracak kadar karakteristiktir. Ne var ki, bazı kadınlar barsak gazlarının neden olduğu karın-içi oynamalarını çocuğun hareketleri kabul ederek, gebe olduklarını sanmışlardır. O halde, bir kadının çocuğun hareket ettiğini duyduğunu iddia etmesi gebelik için net bir kanıt sayılmamalıdır. Gebelik ilerledikçe, bazen net teşhis konduktan çok sonra, anne adayı diğer değişikliklerin de farkına varacaktır. Bunlardan en belirgin olanı, karnın zaman içinde büyümesidir. Daha üçüncü ayın sonunda mons veneris’in (ane kemiği) üstünde yumUşak bir kitlenin oluştuğu görülebilir. Bu, zaman içinde daha da büyüyecek ve beşinci ayın sonunda göbeğe doğru genişleyecek ve Şekil 1’de görüldüğü gibi, nihayet karnın büyük bir kısmını dolduracak olan gebe dölyatağıdır. Terzinizin tüm çabalarına rağmen, dölyatağı göbek hizasına çıktığı zaman, yani beşinci ayın sonunda, gebelik artık dışarıdan bakıldığında anlaşılacaktır. Bundan sonra onu saklamak pek olası değildir. Belli etmemek için sıkı korseler giymek çok tehlikelidir. Birçok ciddî sakatlığa neden olabilir.

Gebeliğin son aylarında, karnın alt taraflarında, ince yara izlerini andıran pembemtrak çizgiler ortaya çıkabilir. Bu çizgilere derinin iç tabakalarında meydana gelen çatlaklar yol açmaktadır. Derinin bu katları üst tabakalara kıykatiyen daha az esnek olduklarından, içeriden büyüyen dölyatağın basıncıyla, yer yer gerilir ve çatlarlar. Bunlar bazı durumlarda kalçalarda ve memelerin gergin kısımları üzerinde de görülebilirler. Çocuk doğduktan sonra bu izler (hekim dili ile ver- jetür’Ier) sedef beyazlığında çizgiler olarak kalırlar. Birçok genç kadın bu küçük eksikliği gözlerinde büyütürlerse de, günümüze dek engellemenin emin bir çaresi bulunmuş değildir. Gene de her gün 10 dakika cildin zeytinyağı veya herhangi bir yağlı kremle ovulması faydalı olabilir. En iyi usul, derinin birkaç katını parmaklar arasına alarak hafifçe mıncıklamaktır. Ölçü üzerine ısmarlanmış ve karnı çok sıkmadan sadece aşağıdan destekleyen bir gebelik korsesi takmak da bu çatlakları engellemeye yardımcı olabilir.

Cildin bir diğer değişmesi de, bilhassa esmerlerde, ane kemiğinden göbeğe, hattâ daha yukarıyalara kadar uzanan koyu renkli bir çizginin ortaya çıkmasıdır. Gebeliğin bitiminde bu esmer çizgi silinmeye başlar ve zaman içinde tamamıyla kaybolur.

Load More Related Articles
Load More By admin
Load More In Hamilelik


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Required fields are marked *

Check Also

Eşinize olan sevginizi mutlaka hissettirin!

Eşinize olan sevginizi mutlaka hissettirin! Yoksa siz de “Eşimi çok seviyorum; ama bu sevg…